Söylemek İstediklerim

0
59

 

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki yaptığım şeyin yanlış olduğunu biliyorum. Bunun farkındayım ve bundan dolayı hakikaten çok üzgünüm, rahatsızlık verdiğim için utanıyorum. Özür dilerim. Aslında çokça özür dilemek geliyor içimden ama bunun da dilediğim özrün değerini düşüreceğini düşündüğümden dolayı yazımın sonunda bir özür daha dilemem daha doğru olacaktır. Ama şunu bilmenizi isterim ki yazdığım her cümleden sonra içimden özür dilemek geliyor. Sizi rahatsız ve meşgul ettiğimin de farkındayım. Bundan dolayı da çok üzgünüm. Bu noktada anlayışınıza sığınmaktan başka çarem yok. Burayı daha fazla uzatmadan ve zamanınızı almadan söylemek istediklerime ve söyleyemediklerime geçmek istiyorum.

Bu yazıyı sizden hiçbir beklentim olmadan yazıyorum. Kararınızın olumsuz olduğunu bildiğim için sizden bir karşılık beklememem gerektiğinin farkındayım. Bu sebeple eğer olurda okursanız kendinizde cevap verme ihtiyacı hissetmeyin. Yazıyı okuduktan sonra düşünceleriniz olumlu yönde gelişirse cevap verebilirsiniz, eğer yine olumsuz olursa da beni engellerseniz ben yazıyı okuduğunuzu ve kararınızın olumsuz olduğunu anlarım.

Hakikaten bu yazıyı utanı sıkıla yazıyorum. Nasıl bir açıklama yaparsam yapayım bu yazıyı yazmamı haklı çıkartacak bir yanı olmadığını da biliyorum. Ama duygularıma yenik düşüp düşüncelerimi söylemeden de edemiyorum. Yukarıda da dediğim gibi anlayışınıza sığınmaktan başka çarem yok maalesef.

Bu yazı, size karşı düşüncelerimi kesinkez yazdığım son yazı olduğu için biraz uzun olabilir. 3 dakika gibi bir sürede zannediyorum ki bu yazının tamamını okuyabilirsiniz.

Benim açımdan tek sorun çalışma idi. Bunu size açık sözlülükle söylemiştim. Ben zaten ne düşünüyorsam bunu size gizlemeden söylemeye gayret ettim. Yapamayacağım şeyleri söylememeye gayret ettim. Çünkü şimdi tamam deyip ileride hayır demek bana göre bir davranış değil. Önemli görülen konular şimdi ertelenince ileride daha büyük sorunları meydana getirme olasılığı oldukça yüksek. Böyle bir durum yaşamamak, hem kendimin üzülmemesi hem de sizin üzülmemeniz için elimden geldiğince düşüncelerimi doğru bir şekilde size aktarmaya çalıştım.

Size göndermiş olduğum son mesajdan sonra çalışma/öğretmenlik konusunda epeyce düşündüm. Ve artık çalışma/öğretmenlik konusu benim için sorun olmayacağına karar verdim. Aslında o zamanlarda –ya olabilir aslında- diye ılımlı bir düşüncem vardı. Ama bu netleşmediği için ve sizin de değiniz gibi belki bu konuda tekrar tıkanıklık yaşanma ihtimali yüksek olduğu için bunu dile getirmemiştim. Ama şimdi kendimden emin bir şekilde bu konu artık benim için bir problem değil. Bunda sizin çalışmaya karşı yüklediğiniz anlam etkili oldu tamamiyle. Siz gerçekten temiz kalpli ve iyi birisiniz. Çalışma konusunu geçmeden önce kronolojik olarak söylemek istediğim bazı şeyler var.

Bu yazıyı yazma sebebimden başlayacak olursam ise size karşı uzun uzun yazmak istediklerimi ancak yazamadıklarımı, içimde tuttuklarımı, söyleyemediklerimi bu şekilde dışa vurmak istedim. Bunları size yaz-a-madım çünkü mesajlarınızdan anladığım kadarıyla siz bu sürecin olmayacağını kafanızda netleştirmişsiniz gibi geldi. Hal böyle iken lafı uzatmak ya da söylemek istediklerimi söylememin bir anlam taşımayacağı ve bunun terbiyesizlik, saygısızlık olacağını düşündüğüm için söylemedim. Sizin söyleyecek çok şeyiniz olduğunda ama karşınızdaki kişide bunun bir karşılığını olmadığını bildiğinizde inanın söyleyeceklerinizin hiçbir anlamı kalmıyor. Siz ne kadar söyleyeceklerinizi uzun uzun düşünüp titizlikle seçseniz de bunların anlamsal değeri yalnızca sizin kendi bilincinizde kalıyor ve bunları gönderemiyorsunuz. Bu gerçekten çok zor bir durum. Sizin yazdığınız cevaba karşı uzun uzun yazmak, düşüncelerimi söylemek, bazı şeyleri çözmek için gönülden çabalamak, duygularımı aktarmak, ileriye dönük hayallerimi paylaşmak istiyordum. Çok kez yazıp yazıp sildim. Ama sizin kararınız olumsuzken bunları yazmak uygun olmayacağından kısa bir onaylama yazısı ile cevaplamıştım. İnsanın hayalleri ve söyleyecek çok sözü olup da söyleyemediğinde gerçekten zor oluyormuş.

Neresinden nasıl başlarım bilmiyorum ama sürecin en başından başlayarak kronolojik olarak gitmek daha iyi olur gibi. Bu yazıyı parça parça yazdığım için bazen anlam kopuklukları ve anlamsal yinelemeler olabilir. Bunları mazur görmeniz dileğiyle..

Hayatımda vermekten en mutlu olduğum karar size mesaj atmak oldu. Bunu daha önce defaatle söylemiş olabilirim ama tekrarlamamda fayda var; ben utangaç birisi olduğum için okulda sizi gördükten ve biraz sosyal medyada takip ettikten sonra size açılmaya karar verdim ama bu benim için imkansızdı. Bunu kaf dağını aşmak gibi betimleyebilirsiniz zihninizde. (ne var bunda bu kadar büyütecek) diyebilirsiniz. Ama dediğim gibi utangaç olan birisi ve daha önce bir kızla hiç iletişimi olmamış birisi için böyle bir eylemde bulunmak gerçekten çok zor. Burayı daha fazla uzatmadan iyi ki size mesaj atmışım ve iyi ki sizi tanımışım. İyi ki bu cesareti göstermişim.

Devamındaki süreci zaten az çok biliyorsunuz. Ben bu süreci burada yaptığım hatalar üzerinden değerlendirmek istiyorum.

Şunu belirtmeliyim ki, hayatımda vermekten en çok pişmanlık duyduğum kararlardan bir tanesi ise size bu süreci yürütemeyeceğimi söylemiş olmamdı. Peki niçin böyle bir karar verdim, bu kararın altında yatan sebepler neler? Bunlara değinmeye çalışacağım.

Tekrar sürece dönecek olursam;

Her şey gerçekten çok güzel başlamıştı. Hatta benim için rüya gibiydi. Sandığımdan çok ama çoooook daha iyi birisiydiniz ve bu meseleye gerçekten çok önem veriyordunuz. Benim için bunun en büyük yansıması da bu olaydan ailenizi –annenizi ve kardeşinizi- haberdar etmiş olmanızdı. Bu gerçekten bana kendimi değerli hissettirmişti. Sizinle konuşurken kendimi değerli hissediyordum. Ben de size gerçekten çok değer veriyordum. Bunu belki size tam aktaramamış ya da yanlış aktarmış olabilirim. Bunu daha önce size hiç söylemedim ama bende bu olaydan ailemi haberdar etmiştim. benim de annemin ve kardeşimin bu süreçten haberi vardı. Nedenini bende bilmiyorum ama bunu size söylememiştim.

Sizi tanıdıkça, samimiyetinizi, güzel kalbinizi, saf duygularınızı, iyi niyetli düşüncelerinizi, gayretinizi gördükçe hakikaten çoğu zaman afallıyordum. Evet ilk görüşte dış görünüşünüz etkili oldu. Hatta dış görünüş de değil, tamamiyle o güzel gülümsemeniz beni etkilemişti diyebilirim. Ama daha sonra sizin görünmeyen yönünüz, iç dünyanız beni oldukça şaşırtmıştı. Gerçekten doğru bir karar verdiğimi düşünüyordum.  Çok iyi hatırlıyorum, ne zaman sizinle konuşsam ve sokağa çıksam, yolda yürürken her şey bana gülümsüyordu adeta. Her şeye tebessüm ediyordum ve içimde tarif edemeyeceğim bir mutluluk vardı. Sizinle ne zaman mesajlaşsam midemde kelebekler uçuşuyordu. Ve inanın bu yalnızca sürecin başında değil, attığım tüm mesajlarda böyleydi. Buna gerçekten anlam veremiyordum. Bu hakikaten özel bir durum olsa gerek.

Bir taraftan böyle mutlu iken bir taraftan da aklımıza (çoğunlukla benim aklıma) takılan sorulara cevap bulmaya çalışıyorduk. Şimdi fark ediyorum da sizin beni eleştirdiğiniz çoğu noktada gerçekten biraz dar düşünüyormuşum. Biraz mükemmeliyetçi bir yaklaşımla hiç sorun yaşanmayacak bir aile olsun, şu şöyle olsun, bu böyle olsun gibi düşünüyormuşum. Ama illaki sorunlar yaşanacak, illaki problemlerle karşılaşılacak. Her zaman her şey planlandığı gibi gitmeyecek. Burada önemli olan aile kuracağın kişinin bu olaylara nasıl yaklaşacağı, sana nasıl davranacağıymış. Bu olduktan sonra zaten gerisi bir şekilde olup gidiyor. Esasında ben bunun böyle olduğunu biliyordum ama bunu davranışa dönüştürme noktasında sanırım fikirsel darlık çekiyordum. Buraya birazdan değineceğim ama buraya geçmeden önce size daha önce söylemediğim bazı şeyleri söylemem gerekiyor. Aslında bu yazıyı yazmamdaki gerekçelerimden bir tanesi de bu. Belki de en önemlisi.

Söylemediklerim, Eksik Söylediklerim ya da Doğru Aktaramadıklarım

Bazı bilgileri size biraz eksik ya da yanlış vermiş olabilirim. Ama bu sizi daha iyi tanımak ve hayattaki amaçlarınızı daha iyi analiz edebilmek içindi. Yani sizden emin olabilmek içindi. Umarım bu niyetimi yanlış anlamamışsınızdır ve anlayışla karşılayarak hak verirsiniz.

Aile konusundan başlayacak olursam, belki size biraz abartarak aktarmış olabilirim. Sonradan fark ettim ki anlatımlarımda biraz radikallik havası var. Böyle değil. Normal İslami hassasiyetlere sahip aileler nasılsa benim ailemde o şekilde. Yalnızca bu hassasiyet gelenekle birleşince biraz abartılıymış gibi yansımış olabilir. Ya da ben biraz abartarak aktarmış olabilirim. Şundan emin olabilirsiniz ki, (dışarıdan bir gözle değerlendiriyorum) ailem gerçekten çok yapıcı ve sağduyuludur. Mesela anneme sizden, böyle bir niyetim olduğumdan bahsettiğimde sürekli bana ‘oğlum dışarıdan söz söyleyen olursa çok takılmayan, aile içinde konuşarak halledin, dışarıya hiçbir şey yansıtmayın’ gibi ileriye dönük sürekli destek oldu. Babalarımız zaten neredeyse aynı. Kardeşlerimizin de öyle olduğunu düşünüyorum. Bence aileler arasındaki tek fark biraz kültür farklılığı ve birazda belki yaşantı farklılığıdır. Bunların olması da gayet normal bir durum. Hatta farklı tecrübelerin birleştirilmesi noktasında avantaj sayılabilir. Kısaca ben ailelerimizin uyumlu olduğunu düşünüyordum. Yani böyle bir şey olsaydı ailem gerçekten çok destek olurdu.

Mesela buradan kıyafet konusuna geçek olursam, artık etrafıma bakıyorum kadınlar/kızlar sizin tarzınıza benzer giyiniyor. En basitinden kız kardeşim, o da büyük oranda aynı tarzda giyiniyor. Evet, ben onu da kıyafet konusunda daha dikkatli olması gerektiği noktasında uyarıyorum. Ama sonra acaba ben mi farklı düşünüyorum diye kendime sormadan edemiyorum. Bu noktaya bir nevi “acaba sizin aileniz benim kıyafetime karışır mı? Ne der?” sorusu aklınıza takılırsa diye değindim. Anne ve babamın aile işlerini karışacağını düşünmüyorum. Ama tabi herkesin kendince dikkat ettiği kıstasları vardır, ilk aşamada (görüşmede) bu durum etkili olur. Sizin aileniz beni bazı kıstaslara göre değerlendirirken benim ailemde bu şekilde yapacaktır. Bunu siz sosyal hayatlarımızın farklı olduğunu ve sorun olabileceğini düşündüğünüz için ayrıca yazdım. Esasında burada dışarıdakilerin ne düşündüğü değil, bizim birbirimize karşı bu konuda ne düşündüğümüz önemli. Olabilir, siz biraz daha rahat bir giyim tarzı benimsiyor olabilirsiniz. Burada önemli olan sizin bu konuda niyetiniz. Ben sizin bu konudaki düşüncelerinizi bildiğim için benim için bu konu sorun olmaktan çıkalı epey olmuştu. Aslında iki tarafta birbirine serbest alanlar bırakmalı. Karşı tarafı sık boğaz etmeden ona anlayış, kolaylık ve gerekliyse zaman tanımalı. Kısaca sosyal yaşantılarımız farklı olabilir, bunun bir sorun olacağını kendi adıma hiç mi hiç düşünmüyorum.

Bu noktada belki şu da aklınıza takılabilir diyerek şuna da bir açıklık getirmek istiyorum: ben size kendimi tanıtırken hep ailevi bağlarımın, akrabalık ilişkilerimin güçlü olduğundan bahsettim. Bu konuda belki siz ailesine çok bağlı, ailesinin sözünden çıkmaz, akrabalarının sözlerini çok takar, ailesel/kültürel gelenekleri kuracağı ailenin önüne geçirebilir gibi bir düşünceye kapılabilirsiniz. Geçmiş mesajları okuduğumda açıkçası ben böyle bir izlenime kapılmıştım. Dediğim gibi olaylara tamamen objektif bir şekilde yaklaşmaya çalışıyorum. Bu konuya şöyle bir açıklama getirebilirim: Şunu kesinlikle bilmelisiniz ki ben yeni bir aile kurduktan sonra benim önceliğim hep eşim ve yeni kurduğum ailemdir. Bunun sağlıklı bir aile yapısı olması için herkeste böyle olması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü iki farklı kişi, iki farklı dünya, iki farklı ev bir araya geliyor ve ortak bir dünya, ortak bir ev, ortak bir hayat inşa ediyorlar. Bu süreci iki tarafın da tecrübe ederek, bazen sevinerek bazen üzülerek ilerletmesi gerektiğini düşünüyorum. Eğer aileye dışarıdan müdahale olursa bunun ailedeki karşılıklı ilişkiyi ilerletme noktasında zarar vereceğini düşünüyorum. Akrabalarmış, şuymuş, buymuş, şu şöyle demiş, bu böyle demiş… bunların hepsinin geçilmesi lazım, hepsine kulak tıkanması lazım. Birbirine inanan iki kişi hayatını birleştirmeye karar verdiyse zaten bu süreci kolayca sürdürebilir. Kaldı ki dünya da tartışma olmayan bir evlilik olmasın. Burada asıl vurgulamak istediğim nokta iki kişinin gerçekten karşılıklı olarak bunu istemesi, birbirlerine inanması ve güvenmesi. Gerektiği noktalardan ailelerden destek alınır, ama yeni kuracağımız aileye de dışarıdan kimsenin müdahale etmemesi gerekir. Bu benim ailem için de geçerli, sizin aileniz içinde geçerli. Ben bu noktada benim ailem, senin ailem gibi bir ayrımsallaştırmaya gitmem. Bundan sonra benim iki tane annem ve babam olur, bu bana daha da güç verir. Kesinlikle karşımdaki kişi ile onun ailesi arasına girmeye, bir tercih yaptırmaya mecbur bırakmam. Karşımdaki kişiden de bunu beklerim. Benim annem böyle birisi değildir, zannediyorum sizin anneniz de böyle birisi değildir. Biraz uzun oldu ama inşallah demek istediklerimi doğru olarak aktarabilmişimdir.

Ailemin maddi durumuna gelecek olursam ise, aslında bundan bahsetmeyi bile kendime zûl sayıyorum, bundan bahsetmek bile (ya bunun ne önemi var noktasında) bana kırıcı geliyor. Çünkü bugün fakir olan bir kişi yarın zengin olabilir, bugün zengin olan ile yarın fakir olabilir.  Bugün konforlu hayat yaşayan, yarın hor gözle baktığı yaşantıya düşebilir. Rızkı veren hüdadır, sonuçta burası bir imtihan dünyası. Evlilikte ailelerinin karşılıklı olarak birbirlerinin maddi durumlarını dikkate almalarının yanlış olduğunu düşünüyorum. Bunu sizin ailenizde vardır diyerek itham mahiyetinde yazmıyorum, yanlış anlaşılmasın. Bunu günümüzün genel bir kanısı olarak içimden geldiği için yazıyorum. Bu noktada işte sobalı evde oturduğumuzu, evimizin çok yeni olmadığını, ailemin maddi durumunun orta olduğunu vs. söylemiştim. Dediğim gibi bunu tamamen sizin hayata karşı bakışınızı ve beklentilerinizi ölçmek için aşağı seviyeden alarak yazmıştım.  Çünkü sizi tanımadan önce profilinize baktığımda zengin, lüx eşyalar kullanan, elit mekanlarda takılan birisi olarak algılamıştım. Bu nedenle böyle bir eksik/yanlış bilgi verdim bu konuda. Belki yanlış bir karardı bu şekilde eksik ya da yanlış bilgi vermem. Neyse, evet evimiz sobalı, biraz eski ama ailemin maddi durumumuz elhamdülillah iyi. “fabrika” kelimesini biraz “gösteriş” olarak algıladığım için babamların fabrikası var yerine dükkânı var demeyi tercih ettim hep. Esasında sınıflamaya tabi tutacak olursak fabrika diyebilirim. İşyerimizde yirmiye yakın kişi çalışıyor. Flo, Polaris, MP gibi büyük markalara, yurt dışına vs. ayakkabı yapıyoruz. Bizim sülale bulunduğumuz mahallede ekseriyette olduğu için o zamanlar ailem en yakın bu evi bulduğu için bu evi almış ve halen bu evde oturuyoruz. Tüm amcalarım, dedemler vs. burada otuyor. Maalesef günümüzde insanlar sadece maddiyata dikkat ettikleri için ve bende böyle olmasından korktuğum için bu noktada eksik bilgi verdim açıkçası. Bu noktada bir şeye daha değinmek istiyorum, ya da itiraf etmek istiyorum diyeyim. Ben sizin bunları önemsemediğinizi, maddeden çok manaya önem verdiğinizi geçmiş konuşmalarımızdan anlayabiliyorum. Bilmiyorum, belki bu görüşünüz değişmiş olabilir.

Kendim ile ilgili konuya gelecek olursam ise bunu biraz ayrıntılı yazmak istiyorum.

Süreç içerisinde bazen yanlış bazen dar açıyla düşündüğümü fark ettim. Zaman içerisinde düşüncelerim değişti. Aslında benim süreci yürütemeyeceğime dair olumsuz karar vermemde kendi içimde bu sorulara tam cevap veremediğim için ileride bu noktada sıkıntı olsun istemedim. Şimdi sizi geçiştirmek için tamam tamam deyip ileride olmaz demem doğru olmazdı. Ben ne düşünüyorsam elimden geldiğince açık bir şekilde yazmaya çalışıyorum. Gizli saklı iş yapmayı sevmem. Sürecin sağlıklı olması için buna kendi içimde karar vermem gerektiğini düşündüm. Bunun oldukça yanlış bir karar olduğunun farkına sonradan vardım maalesef.  Aslında aşılamayacak bir konu değilmiş ya :/ Benim aklıma takılan konular kıyafet ve çalışma idi. Şimdi düşünüyorum da kıyafet gibi bir konu benim için nasıl sorun olabildi anlam veremiyorum kendime. Mesajları tekrar okuduğumda anlamdım ki gerçekten siz o kadar çok orta yolu bulmak için emek vermişsiniz kii… belki de benim size karşı gösteremediğim orta yol bulma gayretim yeterli olmadığı için böyle bir karar almıştım. Bu anlamda birazda kendimi suçladım sanırım. Siz gerçekten hep sağduyulu ile yaklaşırken ben bir adım atamayınca sizi üzüyormuşum gibi hissediyordum. Aslında benim söylemek istediklerimi doğru aktaramamak gibi bir sorunum var. Neyse burayı da fazla uzatmadan bu konudaki son görüşümü de paylaşayım: dediğim gibi günümüzdeki çoğu kişi artık böyle giyiniyor. Tabiki günümüzdeki çoğu kişinin böyle giyinmesi tesettür açısından bunu meşru yapmaz. Ama sizin vurgulamak istediğiniz noktayı daha sonra anladım ve sizin de dediğiniz gibi bunu zamana bırakmak en doğrusu. Bir anda insanda ani bir değişim beklemek çok yanlış olacaktır. Sizin içinizde zaten böyle bir niyet olduğunu, daha iyisini yapmak için gayret gösterdiğinizi ve bunun zamanla çok daha iyi olacağını söylemeniz aslında muazzam bir şeydi. Şimdi düşünüyorum da kendimi sizin yerinize koyuyorum, yıllardır süregelen bir alışkanlık, etrafımdaki herkes neredeyse bu şekilde.. sözde istemesi kolay gibi görünse de fiiliyatta gerçekten zor bir süreç. Sürecin başından sonuna kadar olan kısımdaki değişimi gözlemlediğimde gerçekten de büyük fark vardı. Yanılmıyorsam bunu siz de belirtmiştiniz 🙂 ya aslında ben sizden bu istekte bulunurken hemen böyle olsun, böyle olmazsa kesinlikle olmaz gibi intiba mı bıraktım tam bilemiyorum. Evet, benim daha uygun bir tarzınız olması konusunda bir isteğim vardı, ancak bunun hemen olması konusunda çok ısrarım yoktu. Bunu tam olarak doğru bir şekilde aktaramadım sanırım. Gerçekten garip bir şekilde bu konu uzun süre gündemde kalmıştı. Ben sizin kalbinizdeki bu samimiyeti hissettim, daha iyisi olması yönündeki istek ve gayretinizi anladım diyebilirim.

Dediğim gibi zamanla düşüncelerim değişti, mesajları tekrar okuduğumda bazı yerleri yanlış yorumladığımı fark ettim. Siz beni biraz sabit görüşlü, biraz katı vb. olarak algılamış olabilirsiniz. Aslında öyle değilimdir. Bir konuda bir fikrim var ve bunun doğru olduğunu düşünüyorsam bunu uygulamak için elimden geleni yaparım. Ama karşımdaki kişi bana bunun öyle olmadığını uygunca anlatırsa, daha farklı açılardan bakmam gerektiğini söylerse de bunda ısrar etmem ve görüşümü değiştiririm. Yani ben genel olarak hayatta yeni durumlara, yeni düşüncelere açık ve uyumlu biriyimdir. Değişime karşı dirençli, sabit görüşlü, dediğim dedik, kesinlikle böyle olacak vs. değilimdir. Bu konuda da kendimi yanlış ifade ettiğimi, yanlış yansıttığımı düşünüyorum. Hayatta hep fikirlerimin arkasında dik durmaya çalıştım, düşüncelerimi eyleme dönüştürmeye çalıştım. Bu noktada yalnızca benim dediklerim doğru hiçbir zaman demedim. Aslında ben hayatımda hep karşılaştığım meselelerde orta yolu bulmak için çabalarım. Yani kendimi hep böyle görürdüm. Ama nedendir bilmiyorum çalışma konusunda bunu gösteremedim.

Sürecin başında kendimi şunu söylemiştim: ‘karşımdaki kişinin onu o yapan özellikleri var, kendine özel bir yapısı var, onu o yapan da bu özellikleri. Evet, herkesin her özelliği doğru ya da iyi değil, ama bunu güzel sözle açıklarsan ve onu böyle kabul edersen sorunları aşabilirsin.- bunu kendime hep söylemiştim ama bunu uygulamada ya da böyle düşündüğümü size aktarma konusunda biraz eksik kalmışım. Bunu mesajları empati yaparak okuduğumda fark ettim. Sizden sürekli bir istekte bulunuyorum, bu böyle olsun, bu şöyle olsun… yani bu süreçte ilginç bir şekilde sanki fikir mülahazası yapıyormuş gibi hissettim. Aslında mesele çok basitmiş ya, hiç uzatmaya gerek yokmuş. Çünkü isteklerin, beklentilerin hiçbir zaman sonu gelmez. Tümüyle beklentilerimizi karşılayacak birisi asla olmayacak. Karşımızdaki kişi de insan olduğuna ve pek çok konuda eksiği olduğunu bilerek hareket etmek gerekiyor. Temel noktalarda geleceğe dair hayallerimiz, birbirimizden beklentilerimiz, hayattan beklentilerimiz, karakterlerimiz uyuşuyorsa gerisi zamanla bir şekilde halledilebilecek şeylermiş. Yani akşam bir masaya oturup karşılıklı muhabbet edebileceksek, birbirimizi anlayabileceksek daha ne olsun ki. Diğer türlü insan oturup muhabbet edemediği bir kişiyle nasıl bir ömür geçiremez. Açıksa ben ikimizin iyi derecede uyum yönümüzün olduğunu düşünüyordum ve halen düşünüyorum. Yani bir sorunla karşılaştığımızda bunu çözmek için gerekli özveriyi gösterip anlayışla yaklaşma ikimizin de belirgin özelliklerinden biri gibi. Böyle bir yapıya sahipken gerçekten bu iş çok kolay olabilirmiş ya… şimdi düşündükçe bazı şeyler için keşke diyorum. Ama demek ki bunlarda yaşanılacakmış : bunlarda birer tecrübe oldu. Hatta benim için gerçekten çok büyük tecrübe oldu, çok farklı bakış açıları kazandırdı bana. Kendi eksiklerimi gördüm, bunu düzeltmek için büyük bir fırsat yakalamış oldum. Şunu bir kez daha yazmam da fayda var sanırım, ben gerçekten orta yolu bulma noktasında elimden gelenin fazlasını yapmaya hazırım, bunu kendime inanarak söylüyorum. Bunu geçmişte söyleyemezdim, çünkü bunu kendimde hissedemiyordum. Bunun sebebi belki de etrafımda hiç çalışan bir eş olmayışıydı.  Önümde böyle bir örnek olmadığı içindir bu sorunda takılıp kalmak belki de. Belki de bu konuda nasıl bir orta yol sergileyeceğimi bilemediğim içindir gerekli özveriyi gösterememem. Şimdi diyorum ki keşke Kuran Kursu öğreticiliğine tamam deseydim de süreç hiç bu noktalara gelmeseydi :

Burada kısa bir şekilde hayaller ve hayattaki isteklerimizin uyuşması noktasına değinmek istiyorum. Ben gerçekten kendi adıma hayattan beklentilerimizin ve hayallerimizin büyük oranda uyuştuğunu düşünüyorum. Bu gerçekten çok ama çok önemli bir şey. Belki de en önemlilerinden bir konu. Mesela şöyle düşünüyorum. –ben hayata hep pozitif bakan, yapıcı olmaya çalışan, hoş gören, uyumlu ve gülümseyen bir kişi olarak görüyorum kendimi. Ama hayatımı paylaşmak istediğim kişi güler yüzlü değilse, sürekli somurtan, sürekli istekleriyle bunaltan, sürekli hayata negatif bakan, hayattaki tek hayali konforlu bir yaşam ve çevresine gösteriş olan, doyumsuz, manaya değil de maddeye önem veren bir kişi ise… ben bu hayatı onunla nasıl paylaşabilirim, hangi ortak noktada buluşabilirim, hangi motivasyonla bunu sürdürebilirim. Bu noktada insanın hayatını birleştirdiği kişinin dünya görüşü, dünyaya bakış açısı, hayattan itidalli bir şekilde zevk alma anlayışı.. bunlar gerçekten çok önemli şeylermiş. Mesela ben akşam eve geldiğimde beni güler yüzle karşılayan, benim yolumu gözleyen, benim de eve gitmek için can attığım, yemekte birlikte sohbet ettiğim, birlikte yemek hazırladığım, akşam birlikte yürüyüşe çıktığım, kol kola gezdiğim, birlikte aynı masanın başına oturup kitap okuduğum, birlikte bir konuyu araştırdığım, yan yana film izlediğim, birlikte daha iyi kul olmak için çabaladığım, iki dünya mutluluğu için güler yüzle birlikte sıkıntılara omuz verdiğim, birlikte sorunları aştığım, birlikte aynı mutluluğa sevindiğim aynı derde üzüldüğüm birisi olmadıktan sonra gerçekten bunun ne anlamı var..

Eve gelirken iki ekmek almamın nasıl bir anlamı olacak, hafta içi ben çalışırken hafta sonu için bak şöyle bir plan yaptım, bu hafta şuraya gidebiliriz, önümüzdeki ay şuraya gidebiliriz, bu akşam şuraya gidelim diye hayat enerjisini artırmayan faaliyetler olmadan insanın kazandığı paranın ne anlamı var. Velev ki dünyanın en rahat işinde çalışayım, velev ki aylık yirmi bin tl kazanayım. Birlikte hayal kurup, birlikte bu hayali yaşayamadıktan sonra, bu hayal için çabalamadıktan sonra, birlikte faaliyet yapamadıktan sonra tüm bunların gerçekten bir anlamı olacağını sanmıyorum. Eğer iki kişi gerçekten aynı hayalleri paylaşıyorlarsa, hayata aynı pencereden bakıyorlarsa, birbirlerini gerçekten çok iyi anlıyorlarsa, içlerinde bir hayat enerjisi varsa, maddeden çok manaya önem veriyorlarsa, samimi bir şekilde iki dünya için de üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getirmeye çalışıyorlarsa daha başka ne istenebilir ki.. 🙂 inanın sırf bu böyle düşündüğüm için öğretmenlik konusunu çok önemsemiyorum artık. Kendi adıma bunca iyi şey varken, bir ömür ben bu kişiyle yaşarım dediğim bir kişi var iken benim böylesine bir engeli aşamamam gerçekten büyük bir kayıp. Eğer bu işin olması için benim yapmam gereken fedakarlık bu ise ben bunu yapmaktan çekinmem.

bazen gerçekten acaba yanlış mı düşünüyorum, hayat böyle değil mi diye düşünmeden edemiyorum. Bilmiyorum, ben hayata böyle bakmak istiyorum, böyle bir hayat yaşamak istiyorum, karşımdaki kişiyle ortak hayalleri paylaşmak, birlikte bu dünya hayatında güler yüzle yaşayıp, diğer dünya için birlikte çabalamak, sade bir hayat istiyorum. Elimden geldiğince samimi, anlayışlı olmak istiyorum. Yani benim evlilikten beklentim ve bu hayattaki amacım da bu diyebilirim. Yaptığım meslek, bindiğim araba, oturduğum ev vs.. bunların hepsi benim bu hayattaki amacım değil, bunlar benim bu dediğim hayalleri gerçekleştirebilmek için birer araç. Bunlara hiçbir zaman vazgeçilmez birer amaçsallık yüklemek istemiyorum. Eğer x mesleğinde birlikte daha mutlu bir yaşam süreceğimi düşünüyorsam illa y mesleği diye tutturmam. Yaptığım meslek benim için bir amaç değil çünkü, bir araç. Bu noktada gerçekten bu hayatta amaçsallık ve araçsallık konusunda biraz karmaşa yaşadığımızı düşünüyorum. Velhasıl daha fazla burayı uzatmadan şunu söylemek istiyorum, ben sizinle aynı hayalleri paylaştığımızı, hayata aynı pencereden baktığımızı düşünüyorum. Tabi ki bu düşüncemde yanılıyor olabilirim, ben yalnızca sizin yazdıklarınızdan yola çıkarak kendimce böyle bir çıkarımda bulundum. Buna en doğru kararı verecek olan sizsiniz. Umarım yanılmıyorumdur 🙂 sizin gerçekten çok temiz ve saf bir kalbiniz var. Hayata karşı hep olumlu bakıyorsunuz ve sorunları aşmada elinizden gelen gayreti gösteriyorsunuz. Bir insanın sizinle anlaşmama ihtimali oldukça düşük. Sizinle anlaşamaması için sizi anlayamıyor olması gerekir. İnşallah hayatınız boyunca yüzünüzdeki o gülümseme ve hayata karşı olumlu bakışınız hiç eksik olmaz. Eğer olurda bu mesajı okursanız bunları yazarken sizin okuma ihtimaliniz aklıma geldikçe acaba yazmasa mıydım diye düşünmeden ve utanmadan edemiyorum.  Şuan aramızda hiçbir bağ vs. olmadığı için bunları yazmam belki hoş olmayabilir, bunun farkındayım. Ama ben de bu yazıyı içimi dökmek için yazıyorum, umarım hoş karşılarsınız. Gerçekten benim o kadar çok hayalim vardı ki birlikte yapmak istediğim… aklıma geldikçe yüzümde tatlı bir tebessüm oluyor, hayallerimde hep ikimizde güler yüzlü oluyoruz nedense, bunu bilemiyorum. Sanırım sizi hiç güler yüzlü olmadan hayal edemedim. Ama şuan bu hayallere o kadar uzağım kii… bu gerçeği bilince de bir burukluk çöküyor içime. Bu paragrafı yazarken midem bir garip oldu, sanki karşımda siz varmışsınız gibi heyecanlandım, ama son cümleyi yazarken de yüzümde acı bir tebessümle gözlerim biraz doldu. Bu kadar ayrıntıya girerek duygularımı yansıtmam çok doğru değil aslında… ama işte… ama ne yalan söyleyeyim ben halen umutluyum. Ama bu karşılıksız bir umut, ve siz bu mesajı okuyup bir karşılık vermediğiniz sürece böyle kalacak bir umut. Bu gecelik bu kadar yazdığım yeter, yarın buradan yine devam edeceğim inşallah…

Dün hayallerimden bahsetmiştim, bugün de genel olarak kendimden bahsetmeyi düşünüyorum. Belki vaktim kalırsa beklentilerimden ve çalışma konusundan da bahsedebilirim.

Geçmiş süreçte karşılıklı olarak birbirimizi tanıma fırsatı bulmuştuk. Az da olsa genel anlamda tanıdığımızı düşünüyorum. Tabi ki bu tanıma bizim kendimizi nasıl yansıttığımızla, yazdığımız cümlelerden varılan yargılardan oluşan bir tanıma. Yani yakın arkadaş gibi her gün birlikte geçirilmiş, çeşitli ortamlarda birlikte bulunularak yaşanılmış tecrübeye dayalı bir tanıma değil. Tanınmazı istediğimiz oranda birbirimizi tanıyoruz. Burada şunu tekrar belirtmeliyim ki bu konuda ben hep açık sözlü olmaya, nasıl biriysem bunu net bir şekilde aktarmaya çalıştım. Yani sizin beni tanıdığınızı düşünüyorum. Belki birkaç noktaya temas etmem gerekebilir, bunlar; değişime karşı dirençli olmadığım, sandığınızdan daha güler yüzlü olduğum, sandığınızdın daha yapıcı ve sağduyulu olduğum diyebilirim. Dediğim gibi sabit fikirli değilimdir, dediğim dedik birisi değilimdir, gerektiği yerde gereken fedakarlığı her zaman elimden geldiğince göstermeye çalışırım, hayata karşı hep olumlu bakmaya çalışırım, hayattan dengeli bir biçimde zevk almaya çalışırım, sevdiklerimle, arkadaşlarımla birlikte olmaktan büyük mutluluk duyarım, insanları anlamaya ve çoğu şeyini hoş görmeye çalışırım, -bu son yazdıklarım sanırım Yunus Emre’nin; Yaradılanı severim yaradan ötürü felsefesiyle daha kısa açıklanabilirdi 🙂 – kısaca herkes gibi bende hayatta gülümsemek, anlamak ve anlaşılmak isterim diyebilirim.

Peki karşı taraftan beklentilerim neler? Buraya kısaca değinmek istiyorum, çünkü zamanla bunlar değişebiliyor. Bu siz ya da başkası, hiç fark etmez.

Öncelikle dini yaşantıya önem veren,  Allah rızasını gözeten, hayatını yalnızca burada ebedi kalacakmış gibi değil, ahireti hesaba katarak yaşamak isteyen, hayata bu gözle bakan, bireysel, ailesel ve toplumsal/ümmetsel rol ve sorumluluklarının farkında olan ve bu anlamda gerekli öz veriyi göstermekten çekinmeyen birisi olmasını isterim. Kısaca ilk önce karşımdaki kişi Allah rızasını gözeten bir yaşam istiyor mu buna bakarım. Çünkü eğer böyle bir derdi yoksa karşımdaki kişinin bu hayata yüklediğimiz anlamda, hayallerimizde ve beklentilerimizde anlaşamayacağımı düşünürüm. Burada dört dörtlük bir Müslüman olsun demek istemiyorum. Bu hayatta herkesin eksiği, herkesin yanlışı, herkesin yapamadığı şeyler var. Benim burada demek istediğim bu minvalde bir derdi olsun, hayatta bir karar alırken önceliği bu olsun istiyorum. Aynı zamanda kendi değerli hissetmek istiyorum. Ben karşı tarafa çok değer verirsem ama ben kendimi değerli hissetmezsem mutlu olamam. Umarım söylemek istediğimi doğru aktarabilmişimdir : buradan kıyafet konusunu bağlayarak ya da örnekleyerek açıklayacak olursam; evet, ben tesettüre uygun bir giyim tarzınız olsun istiyorum. Ama bunun sihirli değnek varmış gibi bir anda olmayacağını da biliyorum. Bu konuda sizi sık boğaz etmemem gerektiğini de biliyorum, sizin içinizde böyle bir istek ve gayret olduğu sürece bunun zamanla kolayca hallolabileceğini de biliyorum. Benim burada vurgulamak istediğim şey içinizde bu isteğin olması. Sizin içinizde böyle bir dert olmadıktan sonra ben bin kez söylesem ne fark eder. Özetle ilk olarak bu hayatta Müslümanca yaşamak diye bir derdi olsun istiyorum.

İkinci olarak ise güler yüzlü ve anlayışlı olması. Türküde de geçtiği gibi –tatlı dile güler yüze, doyulur mu?- ben gerçekten buna inanıyorum, belki de kendim böyle olduğum için böyle bir şeyi önemsiyorum. Ben sorunları büyütmemek, anlayışla, güler yüzle aşmak istiyorum, ben bunları yaparken de karşımadaki kişi de böyle olsun, güler yüzle karşılasın, anlayışlı olsun istiyorum. İnanıyorum ki kişide anlayış olduğu zaman, empati duygusu olduğu zaman anlaşmak oldukça kolay. ailelere karşı saygılı ve sevgili, okumayı ve kendini geliştirmeyi seven, kendi sorumluluklarının farkında olan ve nesil yetiştirmek gibi bir derdi olan birisi olmasını çok isterim.

Açıkçası ben bunların sizde olduğunu düşünüyorum. Yani ben dışarıdan baktığımda, konuşmalarınızdan anladığım kadarıyla kişilik olarak böyle bir yapınız var. Bu noktada kendime çok kızıyorum işte. Ya diyorum bu kriter/beklentilerinin çoğuna sahip olan birisini bu hayatta kaç kez görebilirim? Ya da bunların hepsine sahip olan birileri var mıdır? 4/4 lük bir kişi mi bekliyorum karşım da?

Kendimce bu kadar olumlu şey varken, hayallerimin ve kriterlerimin ötesinde birisi varken, ben bu hayallerimi ve ideallerimi bu kişiyle gerçekleştirebilirim, ben bu kişiyle her türlü sorunun üstesinden gelebilirim, birlikte her türlü zorluğa varım, bir ömür boyu bu güzel kalbi sevebilirim derken yalnızca bir çalışma konusunda takılmam gerçekten benim için çok acı bir durum oldu. Normalde kendimi etraflıca düşünen, iyi analiz eden, tutarlı biri olarak görürüm, ancak bu konuda öyle olamadım maalesef. Ama bununda arkasında yatan sebepleri düşünmedim değil. Etrafımda hiç örneği olmayan bir durum. Kişi bilmediğin korkar diye bir söz var, belki de bu söz gerçekten benim bu durumumu açıklıyordur. Benim için tamamen kapalı olan bir durumda mutsuz olmak ve dolaylı olarak mutsuz etmekten korktum. O zaman da söylemiştim, bu benim içimde açmam gereken bir konu idi.

Madem çalışma konusu açıldı, buradan çalışma konusuna bağlayıp çalışma konusundaki görüşlerimi de yazmak istiyorum.

Öncelikle şunu kesinlikle bilmenizi isterim ki, benim çalışma konusuna yaklaşımım kesinlikle; şu şöyle dedi, bu böyleymiş şeklinde değil. Ben bu konuya önce İslami bir hassiyetle daha sonra ise nasıl daha güzel bir aile kurabilirim şeklinde yaklaşmaya çalıştım. Daha önce de söylediğim gibi, ben yıllarca ileride eğer evlenirsem eşimin çalışmasını istemiyorum gibi fikre sahiptim. Bu fikri değiştirmem gerçekten dışarıdan bakıldığı kadar kolay değildi. Çünkü ben bunu körü körüne -ya kadınlar çalışmasın, kadınlar evden çıkmasın ya da kadın çalışsın eve para getirsin, mali yükümlülüğe ortak olsun- gibi menfaat celbeden ve dayanağı olmayan düşünceyle düşünmedim hiç. Ben bu konuda İslami ölçüler nedir, sınırlar nedir, aile nasıl daha sağlıklı ve mutlu olur? Ben hep bu kaygıları güttüm. Bu konudaki düşüncemi hep bu minvalde şekillendirmeye çalıştım. Kendi kendime eğer annem çalışsaydı benim gelişimimde nasıl bir etkisi olurdu? Aile yapımız nasıl olurdu? Vb. sorular yönelterek bunları mantıklı bir şekilde kendime izah etmeye çalıştım. Yani benim bu meseleye bakışım daha mutlu bir aile nasıl olurdan ibaret. Salt bir karşı çıkış ya da toptan bir onaylayış şeklinde değil.

Aradan geçen süreçte anladım ki, gerçekten insanın bir şeylerle meşgul olması onun hem bedenen hem de ruhen dinç kalmasını sağlıyor. Evde sürekli tv başında oturan bir kadın düşünüyorum, bu bana çok saçma geliyor. Sürekli dışarıda gezen kadın düşünüyorum bu da bana çok saçma geliyor. Bu noktada karşıdaki kişinin ailedeki görevlerini bilmesi, bunun idrakinde olması gerektiğini düşünüyorum. Yani ailede erkeğe biçilmiş asli görevin ailesinin geçimini sağlamak, onları korumak ve imanlı, vatanına milletine hayırlı bir nesil yetiştirmek iken kadının görevinin de evdeki düzeni sağlamak, böyle bir nesil yetiştirmek için kendisini geliştirmek, bu şuur ve bilinçle hareket etmek olduğunu düşünüyorum. Yalnızca evde yemek yapıp, etrafı silen ama kendini geliştirmeyen, çocuğunu iyi eğitmeyen, onu geleceğe sağlam adımlarla hazırlamayan, hayata mobilya ve eşya gözüyle bakan, eşiyle aktivite yapmayan bir eş profiline karşıyım. Aynı zamanda yalnızca ev dışında kendine başka uğraşlar bulan, daha refah bir yaşam için ailesinden vazgeçen, başka şeyler için ailesinden feragat eden –her ne sebeple olursa olsun-, evdeki asli sorumluluklarını yerine getirmeyen, kendini yalnızca menfaatleri doğrultusunda geliştirmiş, bu bilgisini kendi ailesine yansıtmayan bir kişiye de karşıyım. Bu noktada itidalli olunması gerektiğini düşünüyorum. Lafı daha fazla uzatmadan kısaca, aile kurumundaki öncelikli sorumluluğunu bilen, kendini geliştiren, okuyan, eşiyle birlikte çeşitli faaliyet/etkinliklerle sürekli iletişim ve etkileşim halinde olan, önceliği ailesi olan bir kişi olsun isterim. Tabi ki karşımdaki kişiden böyle bir beklenti içinde iken ben de yalnızca sabah kalkıp işe giden, akşam gelip selamsız sabahsız tv karşısına geçen, her şeyi hazır bekleyen, karşısındaki kişiyi robot olarak gören, onunla ilgilenmeyen birisi olmaktan imtina ederim. Ben evliliğe dair ne zaman bir hayal kursam şöyle bir gün hayal ederim:

Sabah eşim beni kahvaltı için uyandırır, birlikte sohbet ederek kahvaltı yaparız, daha sonra beni işe uğurlar, ben iş dönüşü kaç ekmek alınacak diye ararım, bir isteği var mı sorarım, gelirken kendisini daha değerli hissetmesi ve içimdeki sevgimi yansıtması için elime bir çiçek alırım, eve gitmek ve birlikte vakit geçirmek için can atarım gün boyu, sonra o beni güler yüzle karşılar, birlikte sofrayı hazırlarız, ne biliyim yemekten sonra birlikte biraz kitap okuruz, belki birlikte oyun oynarız, film izleriz, dışarı çıkar biraz yürüyüş yaparız, güzel bir mekanda çay içeriz, bana haftaya yaptığı tatil planını anlatır vs…

Yani benim hayatımı birleştirmek istediğim kişiyle yaşamak istediğim hayat tarzı bu. Aslına çok bir şey istediğimi düşünmüyorum : Temelde bunlar olduktan sonra gerisi hakikaten teferruat.

Konuyu yine fazla dallandırdım, ben tekraren çalışma konusuna dönüyorum:

Ben karşımdaki kişi eğer aile sorumluluklarını aksatmayacaksa, yapacağı mesleği ailenin önüne geçirmeyecekse, ileride ailesiyle mesleğinin kesiştiği bir noktada ailesinden yana tavır alacaksa, ailedeki sorumlulukları ile birlikte çalışma temposuna yetişebilecekse ve en önemlisi çalıştığı kurum İslamiyete uygun bir yer ise çalışmasında herhangi bir sakınca görmüyorum. Tabi ki birde karşıdaki kişinin ne için çalışmak istediği konusu var. Eğer ben eşime bağımlı olmak istemiyorum, özgür bir şekilde yaşamak istiyorum gibi karşı tarafa duyulan güveni zedeleyici, aile mefhumuna ters bir tutum benimsenirse bunun kabul edilmesi mümkün değil. Aslında bunu yazmak bile utanç verici, bunu sıkılarak yazdım. Ama bunu twitter’da çoğu kişi gerçekten böyle düşündüğü için yazdım. İnsanlar bu niyetini açık açık söylüyorlar. Böyle bir kişiyle evlenmek hakikaten büyük bir imtihan olur.

Sizin özelinizde konuyu değerlendirecek olursam ise, siz dinamik bir yapınızın olduğunu, bu tempoya ayak uydurabileceğinizi söylemiştiniz. Benim için bu konuda bir sıkıntı yok, bu noktada ben size elimden gelen desteği gösteririm, size yardımcı olmam gereken tüm noktalarda yardımcı olurum, gereken fedakarlığı göstermekten de geri durmam. Bu konuda sizden tek beklentim, mesleğe karşı duyduğunuz tutkunun ailenin önüne geçmemesi. Çalışmanızın karşılıklı ilişkimizi zayıflatmaması ve en önemlisi mahremiyet sınırları içerisinde, kadının çalışabileceği bir yer olması. Ben yemek yapmakta, ütü yapmakta size yardım ederim, siz yorgun geldiğiniz için belki akşamları birlikte çok vakit geçiremeyebiliriz, birlikte faaliyet yapamayabiliriz, bunlara ben bir şey demem. Ama çalıştığınız kurumda İslami sınırlar gözetilmiyorsa burada benim için sorun olabilir. Keşke bu düşünceye zamanında Kuran Kursu için tamam deseydim :/ bu anlamda kendime kızmam geçmek bilmiyor türlü. Vardır bunda da bir hayır.

Bu anlamda sizin belli bir bilgi birikiminizin olduğunu biliyorum, bunları başkalarına aktarmak istediğinizde de bu konuda sizi desteklerim. Bu konuda Kuran Kursu öğreticiliğinin çalışma ortamı, çalışma saatleri, zorluk seviyesi gibi ölçütler dahilinde gerçekten bir bayan için uygun olduğunu düşünüyorum.

Dediğim ben sabit bir fikirle olaya yaklaşıp öğretmenliğe de karşıyım demiyorum. Bu konuda şöyle düşünüyorum; öğretmenliğin çalışma ortamının sakıncalı olacağını düşünüyorum, çünkü çoğu okulda öğretmenler odası kadın erkek karışık, lavubali, ne dediğini bilmeyen bir öğretmen olabilir, sıkıntı bir müdür olabilir, ne dediği ne yaptığı belli olmayan ergen öğrenciler olabilir, bunların akıl ermez velileri olabilir, yoğun çalışma saatleri, yorucu bir tempo olabilir. Hatta bunlar olabilirin ötesinde bir ihtimal. Bunca olası olumsuz bir durum varken b sebeplerden ötürü ben öğretmenlik yapmanızı istemem açıkçası. Ben çokça değer verdiğim birisini niye böyle bir yorucu ve riskli bir şeyle karşı karşıya bırakayım ki. Bu arada sizin ne zorluklarla atanabilecek puanı aldığınızı tahmin edebiliyorum, bu gerçekten büyük bir başarı, yüz binlerce kişi atanmak için can atıyor, bu gerçekten çok büyük bir fırsat, atandıktan sonra aylık 4/5 bin tl gibi iyi bir sayıyla ücret alacaksınız. Verdiğiniz emeğin ne kadar büyük olduğunun farkındayım, bunun için verdiğiniz emeğin ve karşılaştığınız zorluklarında farkındayım, bunu kendimde yaşadığım için bunun önemini anlayabiliyorum. Ama umarım sizde benim bu düşüncemi anlıyorsunuzdur. Vallahi ben bunu öncelikle Allah ın rızasına uygun birlikte bir yaşam için, sonra da birlikte daha güzel vakit geçirip daha mutlu bir yaşam sürmek için istiyorum. Yoksa çift maaş alıp ekonomik sorumluluğumu azaltmak, daha konforlu yaşamak, daha kaliteli arabalara binmek, daha lüks evlerde oturmak bende isterim. Ama bu kısa dünya hayatında benim amacım bu değil, ben birlikte gülmek, birlikte ağlamak, birlikte gezmek, birlikte daha mutlu olmak istiyorum. Bu anlamda da bu birlikteliği azaltacak ya da köreltecek şeylere mesafeli olmak istiyorum. Bunu kendim içinde istiyorum, sizden uzak olmama neden olacak şeylerden bende imtina etmek istiyorum. Bu konuda da gerekli fedakarlığı yapmaktan hiçbir zaman geri durmam. Yani öğretmenlik gerçekten güzel meslek, çocuklara dokunabilmek önemli, buna kesinlikle bir itirazım yok. Ancak günümüzdeki toplum yapısı da malum. Bunun sizden farkındasınızdır. Günümüz öğrencilerinin, günümüz öğretmenlerinin, pkk lısı da var, din düşmanı da var, ahlaksızı da var, özür dileyerek lavubali gevşeği de var. Ben artık eşimden de sorumlu olacağım için eşimin böylesi zor bir mesleği tercih etmenizi istemem, yoğun çalışma temposuyla yorulmanızı istemem. Evet çalışma isteğine hak veririm ama bunun uygun ortamda olmasını isterim.

Daha sonra bunun atanma ve farklı şehirlerde bulunması kısmı var ki burası da başlı başına bir girdap gibi.

Örneğin siz şimdi farklı bir şehre atandınız, ben bu yıl son kez öğretmenlik için hazırlanıyorum, olmaz ise dediğim gibi babamlardan sonra işlerin başına birinin geçmesi gerekecek. Bu anlamda eğer öğretmenlik olmaz ise kendi işyerimize geçerdim diye düşünüyordum. Ama eğer siz farklı bir ile atanırsanız ben sizi orada yalnız başına bırakmam. Gider orada asgari ücretli bir iş bulur, orada çalışırım ama sizi yalnız bırakmam. Lakin burada sizin atandığınız yerin köy ya da ilçe olmaması gerekiyor. Çünkü eğer öyle olursa orada iş bulma imkanım olmayacaktır. Daha sonra sizin Konya’ya tayininizin çıkması için en az bir 6 yıl geçmesi gerekli. Tayininiz Konya ya çıktığında ve birlikte geldiğimizde ben burada hangi mesleği yapacağım. Çünkü yaşım otuzu geçmiş olacak. O saatten sonra bir meslek öğrenemem. Kendi işyerimize başlasam desem yaşım ilerlediği için yine meslek bilmeme sorunum olacak. Markette kasiyer olarak çalışayım desem altmış yasında emekli olmayı bekleyen bir kasiyer olmak zor olacaktır. Yani gerçekten bu durum beraberinde çokça zorluğu getiriyor. Aile yaşantımıza güç vermesi gereken durum aramıza zaman ve mesafe sokuyor. Sizinle gelmeyip burada mesleği öğreneyim desem 6 yıl boyunca resmi tatillerde mi görüşebileceğiz. Bakın ben gerçekten size çok değer veriyorum. Bundan kesinlikle ama kesinlikle şüpheniz olmasın. Ben sizin o güzel kalbinizde yer edinmek için, gülümsemenizi bir ömür boyu görmek için bu noktada fedakarlıktan kaçınmam, asgari ücretli bir işte çalışmaktan da gocunmam. Sizi de yalnız bırakmak istemem. Helal lokma getirebiliyorsam evime bu bana yeter. Ama sizin Kuran kursunu öğreticiliği yapma gibi bir imkanınız varken öğretmenlik gerçekten işleri zorlaştıracaktır. Bu noktada bir anlayış gösterseniz olmaz mı? Lütfen… Empati yapmanıza ihtiyacım var bu konuda. Kendinizi benim yerime koyun ve düşünün. Ben bir öğretmenlik için tüm bu güzel şeyleri kaybetmek istemiyorum.

Bu arada benim yine uzun vadede hedefim akademisyen olmak. Bu noktada aslında kendime Hüseyin Gökalp hocayı idol aldım diyebilirim. Çünkü bildiğim kadarıyla o da kendi fabrikasında çalışırken daha sonra akademiye geçmiş, benim de nasip olursa böyle bir hayalim var. Bu konuda eşimin de bana destek olmasını isterim. Ayrıca geçen ay Karamanda zabıt katipliği sınavına ve mülakatına girdim, mülakatım çok güzel geçti, yalnızca 1 soru bilemedim. Belki katip olacağım. Eğer ben katip olursam ve siz de başka bir şehre atanırsanız benim yer değiştirme gibi bir hakkım yok. Sizin tayin hakkınız ise kadroya geçtikten iki yıl sonra –yani 6 yıl sonra-. 6 yıl ayrı sizden ayrı bir yaşam sürmek istemiyorum ben. Ama sizin olmadığınız bir yaşam da sürmek istemiyorum. Bu noktada gerçekten elimden ne gelirse yapmak istiyorum. Ama işte dediğim gibi durumlar ortada. Ben bir çıkar yol bulmakta zorlanıyorum. Bu noktayı tekrar vurgulamak istiyorum, benim tüm bu düşüncelerimin ardında birlikte güzel bir yaşam geçirmek var.

Yani şöyle yapsak sizce de güzel olmaz mı 🙂

Siz doktora için çalışmanızı sürdürürken, yabancı dil öğrenip akademik içerikler yazarken, tez hazırlarken ben başka şehre atansam ya da burada kendi işyerimizde başlasam. Eğer şehir dışına öğretmen-memur olarak atanırsam birlikte gideriz, sen akademik çalışmalarına devam edersin, sonra Konya’ya döndüğümüzde burada özel okulda çalışabilirsin, akademik anlamda kendini daha çok geliştirebilirsin. Özel okulda belki daha az maaş alırsın ama en azından ailelerimizle birlikte oluruz, sevdiklerimizle birlikte oluruz, geçmişimizle birlikte oluruz, arkadaşlarımızla birlikte oluruz, bildiğimiz bir şehirde daha mutlu yaşayabiliriz. Bence bu da mantıklı. Ben bunu da düşünmenizi çok ama çooooookk isterim. Ben bu süreçte çok düşündüm, eğer öğretmenlik yapmak isterseniz buradaki özel okullardan birinde çalışmanız da iyi olabilir. İnanın bunu gülümseyerek ve inanarak yazdım. İllaki buradaki özel okullarda çalışan bir arkadaşınız vardır, ondan çalışma şartlarıyla ilgili bilgi alabilirsiniz. Ya da burada var mı tam bilmiyorum ama belki özel ya da diyanet te küçük yaşlardaki kreşlerde sertifikanız olduğu için öğretici olabilirsiniz.

Eğer diyanette çalışmak istiyorum derseniz ve başka bir şehre atanırsanız buna da bir çözüm bulabiliriz. Yani ben çalışmaya bir çözüm bulabileceğimizi düşünüyorum. Son mesaj attığınızda bunun olmayacağını söylemiştim, ama içimde size karşı olan sevgiye karşı koyamadım :/

Sizde beni bu noktada anlarsanız ve orta yolu bulma adına anlayış gösterirseniz benim elimden gelenin fazlasına yapacağıma kesinlikle emin olabilirsiniz. Ben yapamayacağım bir şeyi söylemekten imtina ederim. İleride yapamayacağım bir şeyi söylemekten çekinirim. Bu anlamda hiç şüpheniz olmasın.

Dediğim gibi öğretmenlik ve atanma konusunda önünüzde duran fırsatın büyüklüğünün farkındayım, bu başarının arkasındaki zorluğun ve emeğin taşıdığı anlamın farkındayım, ama sizin de benim bu yazdıklarımı okursanız eğer bana hak vereceğinizi düşünüyorum. Bu noktada ben size çok şey vaad edemem ama, size çokça değer ve arkanızda değil hep yanınızda olmayı vadedebilirim.

Tabi ki ben bunları sizin o zamanki düşüncelerinizden yola çıkarak yazdım. Süreç içerisinde düşünceleriniz, görüşleriniz, tutumlarınız, hayalleriniz vs. değişmiş olabilir. Belki daha konforlu bir hayat sürmek istiyorsunuzdur, belki öğretmenlikten asla taviz vermek istemiyorsunuzdur, belki artık eskisi gibi anlayışlı ve güler yüzlü değilsinizdir, belki ölçütleriniz, kıstaslarınız değişmiştir. Bu noktada tüm bunlara doğru yanıtı verecek olan da sizsiziniz. Aslında süreç size bağlı. Ben yukarıda düşüncelerimi elimden geldiğince açık şekilde yazmaya gayret ettim, bunu da büyük oranda yansıttığımı düşünüyorum. Siz benimle ilgili aklınıza takılanları yazmadığınız için bunlara açıklama ya da çözüm getirme noktasında bu yazı biraz eksik kalmış olabilir. Ama dediğim gibi sizin aklınıza takılan problemleri bilmiyorum. Ben tamamen varsayarak bir yazı oluşturdum. Aslında bu yazıyı bazen boşa yazdığımı düşünüyorum. Siz bu işi tamamen kafanızda silmişsiniz gibi geliyor. Eğer içinizde ufakta olsa bir umut olsaydı sorunları söylerdiniz ve bunlarının çözümünün olup olmadığını sorardınız. Bunlar aklıma gelince de üzülüyorum 🙁

Ayrıca eğer olurda okursanız, tüm bu yazdıklarımın kesinlikle sizi ikna etmek gibi amaç taşımadığını özellikle belirtmek isterim. İsmet Özel in söylediği şu söz bence gerçekten önemli: – yola ikna edilmişlerle değil, inanmışlarla çıkılır-.

Ben geçmişteki size gerçekten inandım, geçmişteki mesajları tekrar okuyunca bunu hissettim. Bu yazıyı yazmam sanki sizi ikna etmek için gibi algılanabilir. Ben bu yazıyı başta da söylediğim gibi içimi ferahlatmak ve olurda birgün bu yazıyı okursanız doğruları bilin, hissettiklerimi bilin diye yazıyorum.

Aslında bu yazıda sizi ikna etmeye çalışıyormuşum gibi hissediyorum. Siz bunu lütfen kendimi daha iyi tanıtmak olarak algılayın. Hem kişisel anlamda özelliklerimi, hem de karşı taraftan beklentilerimi daha açık biçimde tanıyın. Buna göre karar verin.

Ve eğer olurda kararınız olumlu olur ise bu uzun, güzel ve meşakkatli serüven için kendinize ve bana inanmış olun. Eğer kendimize ve birbirimize inanırsak her şey çok kolay ve güzel olur inşallah. Ben sizinle bir ömür boyu birlikte geçirebileceğime tüm kalbimle inanıyorum ve güveniyorum.

Yazmak istediklerimin ucu ve sınırı yok gibi, yazdıkça yazasım, anlatasım geliyor. Ama bunun çok sağlıklı olmadığını bildiğim için artık buna bir dur demem gerekiyor. Bu yazıyı burada sonlandırıyorum.

Yazımın başında da söylediğim gibi bu yazıyı parolalı bir şekilde sizinle konuştuğum twitter hesabımda paylaşacağım ve gerçek hesabımla bunu beğeneceğim. Belli bir süreliğine bu mesaj son beğenmem olarak kalacak. Eğer olurda profilime girer ve son beğendiğim mesajlara bakarsanız – yalan yok, ben bazen girip sizin profilinize bakıyorum- bu yazıya ulaşır ve parolayı girerek bu yazılanları okursunuz.

Eğer çalışma konusu dışında diğer konularda düşünceniz olumlu olur da bir tek çalışma konusu aklınıza takılırsa, ben yalnızca bunun için bu işin ilerlememe gibi bir duruma gelmesini istemem. Dediğim gibi bu noktada elimden ne geliyorsa fazlasıyla yapmak isterim.

Birde ben bu konuya şu pencereden bakıyorum. Yeni evlenen arkadaşlarımın kurduğu aileye bakıyorum, buralardan bir şeyler anlamaya çalışıyorum. Bu noktada ortak arkadaşlarımız üzerinden bir örnek vermek istiyorum. Mesela arkadaşım olan Şükrü Coş**** eşi sanırım sizin arkadaşınız. Şükrü burada özel bir okulda çalışıyor, eşi de çalışmıyor diye biliyorum. Bunlara tamamen storylerden gördüğüm kadarıyla vakıfım, yani gördüklerim üzerinden kendimce yorumladım. Storylerden gördüğüm kadarıyla sade ve güzel bir yaşantıları var. Hatta bir de bebekleri oldu. Eşi de bildiğim kadarıyla toprak vazo falan yapıyor, birlikte mutluca yaşıyorlar gibi. Sonra bir diğer arkadaşım var, ama onun eşini tanımıyorum, siz de tanımıyorsunuz. İstanbul’da yaşıyorlar, çocuk babasının yanında çalışıyor, eşi de istanbul ilahiyat mezunu diye biliyorum. onlarında yeni bir bebekleri oldu, onun eşi de evde örgü ve mum malzemeleri yapıp internette satıyor diye biliyorum. Daha sonra yine ortak arkadaşlarımızdan oluşan bir diğer aile de Ramazan Ka*****. Afyonda imamlık yapıyor, eşi ile birlikte orada yaşıyorlar, onlar da karaman da yl yapıyorlar hatta. Onların da storylerden gördüğüm kadarıyla mutlu bir ailesi var, geziyorlar falan. Güzel yani 🙂
Şimdi tüm bunlara baktığımda bu aileler eşleri ile hep birlikteler, birlikte günlerini geçiriyorlar, birlikte geziyorlar, en güzel yıllarını birlikte değerlendiriyorlar. Ben sizin faklı bir ile atanmanız konusuna bu noktada ihtiyatlı yaklaşıyorum. belki de. 6 yıl farklı illerde bir yaşam. Ben bu aşılamaz, sabredilemez demiyorum, sabredilir. Ama bizden götürdüklerini hesap ettiğimizde değer mi? Burası benim kafamı karıştırıyor açıkçası. Bu anlamda aynı şehirde birlikte yaşama konusunu ben oldukça önemsiyorum. Sizi yalnız bırakamam gibi geliyor 🙂

Şunu da tekrar etmek istiyorum, öğretmenliğin önünüzde çok büyük bir fırsat olduğunun bilincindeyim. Bu fırsatı kaçırmak istemediğinizin farkındayım. Bu anlamda yapacağımızın tercihimizin bütüncül anlamda, zamansal süreçte bize getirecekleri ve götürecekleri, neyi neye değiştiğimiz, bunların önemli olduğunu düşünüyorum.

Daha açık ifade etmem gerekirse, bunu tamamen varsayarak söylüyorum. Sizin öğretmenliği bu kadar isteminizin altında bana karşı ekonomik bir güvensizlik mi yatıyor? Dediğim gibi benim tüm bu yazdıklarım aklıma gelenler, elimden geldiğince gizli saklı olmadan doğrudan yazıyorum. ne hissediyorsam ne düşünüyorsam onu bir kaygı gütmeden yazıyorum. Bu yazıyı okuma ihtimalinizi düşük gördüğümden dolayı da daha da açık bir şekilde yazıyorum.
Bu düşünceye şu şekilde ulaşıyorum: siz hayatınızda olmazsa olmazlarınızın olmadığını söylemiştiniz. Yani bir şeyle meşgul olmak istediğinizi, bunun mevki ya da yaptığınız iş ile ilgili bir önemi olmadığını söylemiştiniz. Bu gerçekten çok ama çok karşısında saygıyla eğilinmesi gereken bir tavır. Bu, benim size karşı; evet benim aradığım kişi kesinlikle bu dememdeki en ama en büyük etken. Bu gerçekten yüce bir değer. Tam da burada ben sizi gerçekten çok ama çok iyi anladığımı düşünüyorum. Bunu belki de bu pandemi döneminde vaktimin çoğunu evde geçirdiğimde daha da iyi anladım. Yani benim kesinlikle sürekli evde oturan, sosyal hayatı olmayan, eğitimi/kendini geliştirmesi olmayan, sadece yemek yapıp evi silip süpüren bir eş beklentim yok. Dediğim gibi tempoyu kaldırabileceğinizi düşündüğünüz de uygun bir ortamda çalışabilirsiniz, sosyal hayatınız kesinlikle olmalı vs. yani buranın ucu açık.  Bu anlamda sizin bir şeyle meşgul olmanız benim için uygun ortamda olduğu sürece sorun olmaz. Ama yapmak istediğiniz işin statüsünün ne olduğunun önemli olmadığını söylerken öğretmenlikten de vazgeçemem demeniz çelişmiyor mu? Bu gerçekten açık sözlülükle soruyorum. Yani eğer mesele eğer öğretmenliğin hem sosyal hem de ekonomik statüsünün yüksek olması değilse burada özel bir okulda ya da başka bir kurumda çalışmanız aile birlikteliği ve sağlığı açısından daha iyi olmayacak mıdır? Bunu gerçekten gönlümden gelerek soruyorum. Yani eşinizi, ailenizi, arkadaşlarınızı, akrabalarınızı, geçmişinizi burada bırakıp başka bir şehre gidip öğretmenlik yapmanın götürüsü getirisinden fazla olmaz mı? Burada eğer amaç bir şeyler öğretmek ve meşgul olmaksa burada bu alanda bir işte kendinizi meşgul etmeniz daha güzel olmaz mı? Bakın bunları kesinlikle yargılamak için sormuyorum, zaten bu benim haddime de değil. Düşünceniz farklı olabilir. Ben burada öğretmenliğe verdiğiniz değerin ailenin önüne geçmesinden endişeleniyorum. Lütfen bu konuda kendinizi benim yerime koyarak objektif bir şekilde empati yapın. Yani dolaylı olarak ben buradan bana ekonomik olarak güvenemediğinizi mi çıkarmalıyım? Eğer zaten böyleyse bu iş zaten olmaz. Ben, güvenmediğim, inanmadığım kişi ile ya da bana güvenmeyen, bana inanmayan kişi ile bir hayat kurmak istemem. İnşallah düşüncelerimi kelimelere doğru aktarmışımdır, yanlış anlaşılmak istemem kesinlikle.

Yani başka şehirde öğretmenlik yapmak dışında konyada oldukça çok size uygun meşguliyetler olduğunu düşünüyorum.  Bu uygun bir özel okulda öğretmenlik de olabilir, bu özel bir kurumda eğitmenlik de olabilir, bu belediyeye ait bilge hanelerde öğreticilik de olabilir, bu ingilizcenizi geliştirirseniz evden online olarak freelancer olarak çeviri ya da uzmanlaştığınız farklı bir meslekte çalışmakta olabilir. Hatta freelancer olarak çalışmak daha kolay olacaktır. Benim tanıdığım freelancer olarak yurtdışı için -upwork, fiverr- gibi online çalışma sitelerinde çalışarak aylık dokuz bin, on bin tl kazananlar var. Çünkü bu dediğim sitelerde freelancer olarak çalışınca dolar üzerinden para alıyorsunuz. Bu konuda eğer olursa daha ayrıntılı bilgi verebilirim 🙂

Kısacası kararınız olumsuz da olabilir, dediğim gibi görüşleriniz, hayalleriniz beklentileriniz değişmiş olabilir. Bunlar gayet olağan durumlar, bu süreçte çok şey yaşamışsınız, çok olaya şahit olmuş, çok kişi tanımışsınızdır. Bunlar tamamiyle saygı duyulması gereken şeyler. Ayrıca şurası da önemli: ben sizin aklınıza takılan sorular ya da problemler olduğunu biliyorum. Belki de siz bunları aşamayacağınızı düşündüğünüz için kararınızın olumsuz olduğunu söylediniz. Benim bu yazıyı yazmamdaki sebep, bana göre sorun olan meseleleri aşabileceğimi düşünmemdi. Ama siz kendinizce aşamayacağınızı düşündüğünüzde bunda ısrar etmenin bir anlamı olmaz. “sevgi her şeyin üstesinden gelir” cümlesinin yanlış olduğunu da biliyorum. evet karşılıklı sevgi ve anlayış olduğu zaman çoğu şeyin üstesinden gelinebilir ama her şeyin üstesinden gelinemez. Çoğu zaman empati yapıyorum ve kendimi sizin yerine koyuyorum, aşamayacağınızı düşündüğünüzde kararın olumsuz olması konusunda size hak veriyorum.

Bir de şöyle bir: “ya şimdilik her dediğine evet diyelim, evlendikten sonra değişir” gibi geçiştirmelik yaklaşımın iki taraf içinde olmaması gerekir. Bu yaklaşım sorunları çözmez, aksine ileriye dönük daha sonuçlar doğuracak bir hale dönüştürür.

Ben hakkımda hayırlısı olması için her namazımın arkasında dua ettim, size yazmadan öncede birkaç kez istihareye yattım. Olumsuz bir şey görsem bu yazıyı yayınlamaktan vazgeçecektim, ama olumsuz bir şey görmedim. Bugün son kez tekrar bir istihareye yatacağım nasip olursa. Eğer yine olumsuz bir şey olmazsa, içimde kötü bir duygu yoğunluğu oluşmazsa bu yazıyı yayınlarım.

Belki de bu yazıyı hiç okumayacaksınız ve bu yazı tarih sayfalarına karışıp gidecek. Zamanla her şey unutulacak. Ama yazımın başında da ifade ettiğim gibi benim içimde bu yazıyı okuyacakmışsınız gibi bir his var nedense, düşükte olsa bu ihtimal beni gülümsetiyor 🙂 yani denemekten bir zarar geleceğini düşünmüyorum. zaten kararınız olumsuz, yine olumsuz olur, cevap dahi vermezsiniz ve olur biter. noktalanır, herkes kendi hayatına devam eder ve yeni hayatlar kurar. Zaten ben tüm bunları bu bilinçle yazdım. Bu yazıyı yazmam değil de twitter da belli bir süreliğine paylaşmam, -belki olur- ihtimali üzerine olan motivasyonumdu 🙂

 

Ek:

Bu yazıyı çok önce paylaşacaktım. Ancak bildiğiniz gibi cumartesi günleri bölüm kritiği yapıyoruz ve bu kritiğe siz de arada katılıyorsunuz. Açıkçası bu yazıyı okumanızdan da çekiniyorum. Kararınızın olumsuz olması durumunda bir daha bu derslere nasıl katılabilirim? Bu gerçekten size karşı bir büyük bir ayıp olur diye düşünüyorum. Ama daha öncede söylediğim gibi gerçekten bu gruba katılmamın sizinle ilgili bir amacı yoktu.

Bir noktada da kendime gerçekten kızıyorum. Bu yazacağımı yanlış anlamayın ama -delikanlı adam- istenmediği yerde durmaz, durmamalı. Ben bu yazıyı yazarken durmakta diretiyormuşum gibi hissediyorum. Ama inanın bu tamamiyle kendi boyutumda yaşadığım bir duygu. Bunu size karşı kesinlikle yansıtmamaya çalışıyorum. Sizin kararınız olumsuzken bunda ısrar etmem saygısızlık olur. Ben uygulamayı düşündüğüm bu yöntem ile size karşı saygısızlık etmeden, kendimi, düşüncelerimi ve hayallerimi daha açık bir şekilde sizin bilmenizi sağlayacağım. Aslında inanıyorum ki beni gerçekten anlarsanız bazı şeylerin değişebilir. Umut işte… insan umuyor :

Yine de size karşı bir saygısızlığım olduysa lütfen beni affedin.

Selametle…

Bazı şeyler birden bire olmaz, biraz zamana ihtiyaç vardır.

Bu demek değil ki ileride hiç problem olmayacak, hiç sorunla karşılaşmayacağız. Elbette karşılaşacağız, ama ben değer verdiğim, güvendiğim, saygı duyduğum kişi yanımda olduktan sonra bunları kolayca aşabileceğimi düşünüyorum. Çünkü içimde hissettiğim duygular bir problemle karşılaştığında bunu büyütmekten yana değil, aksine bunu nasıl hemencecik halledebilirimden yana. Kendimi kişilik olarak oldukça uyumlu birisi olarak görüyorum. Sorunları büyüten ya da bu sorunlar karşısında ille benim dediğim olacak diyen birisi değilimdir. Elimden geldiğince herkesi, her şeyi hoş karşılamaya, onun yerine kendimi koyarak anlamaya çalışırım. Kısaca ben kendim adıma olan sorunları aştım, düşüncelerimi de bu şekilde elimden geldiğince yazdım. Eğer sizin düşüncenizde olumlu olur, gerçekten ben de ömrümün sonuna kadar güzel bir şekilde sizinle aynı hayatı paylaşabilirim, ama aklıma takılan konular var derseniz bu konuları açıklamak ve sizin içini problem olan konuları çözmek için elimden gelenin fazlasını yapmak isterim. Eğer gerçekten olumlu bir düşünceniz olursa, bu yazıya karşılık olumlu bir dönüş verirseniz dünyaları bana vermiş olursunuz. Yani bu cümleyi yazarken ki kurduğum kısa süreli hayalin dışa vurumu olarak gülümsememi de keşke buraya ekleyebilseydim. Böyle bir şey olursa yaşayacağım mutluluğu tarif dahi edemem. Sanırım bir gün boyunca sokakta herkese gülümseme dağıtarak gezerim. Neyse..

Kararınız yine olumsuz olur ise de artık yapacak bir şeyim kalmadı benim, hayırlısı olsun deyip unutmak için zamana bırakacağım. Ve zaman her şeyin ilacıdır. İnsan sevdiği kişi ölünce bile arkasından en fazla iki ay ağlayıp sonra unutuyor. Yani zaman gerçekten etkili bir ilaç. Bundan sonraki hayatınızda hakkınızda ne hayırlı ise o olur inşallah. Siz hakikaten çok ama çok temiz kalpli, çok iyi niyetli ve sağduyulu, anlayışlı ve kibar birisiniz. Bu güzel yanlarınızı suistimal edecekler çıkacaktır illaki. Bunlara izin vermeyin, selametle kalın.

Yazının tamamında samimi bir şeklide gerçek duygu ve düşüncelerimi aktarmaya çalıştım. Sizi ikna etmek için olmayan bir şeyi varmış gibi ya da -şimdilik tamam diyeyim ileride olmaz derim- gibi bir düşüncem asla olmadı. Ne ise onu, ne düşünüyorsam onu yazdım. Yapamayacağım ya da arkasında duramayacağım şeyleri yazmadım.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.