9.Sınıf Kelimede Anlam ve Kavram/Kelimelerin Farklı Anlamlarda Kullanılması Konu Anlatım Ders Notları

5. Ünite Kelimede Cümle Bilgisi konu anlatımı için tıklayınız.

Sözcükler, farklı anlamları, anlam birimlerini içinde barındıran bir yapıdır. Bunlar sırasıyla şöyledir: Kavram: Bir varlığın veya düşüncenin zihindeki soyut ve genel tasarımı, mefhum, konsept. İmge: Zihinde tasarlanan ve gerçekleşmesi arzulanan şey, hayal, hülya. Gösteren: Bir sözcüğü meydana getiren seslerin her biri, harf. Gösterilen: Sözcüğün kavram yönü. yani gösterenin oluşturduğu içerik, anlam. Kavramlaştırma: Bir varlığı, olayı, duyguyu ve düşünceyi seslerle (sözcüklerle) simge hâline getirme. Anlamlandırma: Sözcüğün ya da aktarılan iletinin içerdiği anlamı çözümleme, ona anlam verme.

KELİMEDE ANLAM ve KAVRAM

Sözcükler, farklı anlamları, anlam birimlerini içinde barındıran bir yapıdır. Bunlar sırasıyla şöyledir:

  • Kavram: Bir varlığın veya düşüncenin zihindeki soyut ve genel tasarımı, mefhum, konsept.
  • İmge: Zihinde tasarlanan ve gerçekleşmesi arzulanan şey, hayal, hülya.
  • Gösteren: Bir sözcüğü meydana getiren seslerin her biri, harf.
  • Gösterilen: Sözcüğün kavram yönü. yani gösterenin oluşturduğu içerik, anlam.
  • Kavramlaştırma: Bir varlığı, olayı, duyguyu ve düşünceyi seslerle (sözcüklerle) simge hâline getirme.
  • Anlamlandırma: Sözcüğün ya da aktarılan iletinin içerdiği anlamı çözümleme, ona anlam verme.

Dildeki sözcükler, “gösteren” ve “gösterilen” unsurlarından oluşur. Sözcükleri gösteren, ifade eden harfler olduğu gibi, bunların çağrıştırdığı gösterilen, yani içerik ve anlam vardır. Örneğin “a, b, i, n” birer harftir. Ancak bu harfler “b, i, n, a” biçiminde dizildiğinde kendisi dışında bir anlam ifade eder. “Bina” dendiğinde her insanın zihninde ayrı bir görüntü, farklı bir bina canlanır. İşte “b, i, n, a” harfleri gösteren durumundayken bu kelimenin zihnimizde oluşturduğu içerik, anlam “gösterilen”dir.

İnsanoğlu varlıkları, duygu ya da hayalleri, ses bileşenleri yardımıyla simge hâline getirir. Böylece kavramlar oluşturulur. Kavramlaştırma, var olandan hareketle gerçekleştirilen bir tür soyutlama sayılır. Anlamlandırma sürecinde kavram bir taraftan ses imgesine, gösterilene, öte taraftan adlandırılacak hususa (göndergeye) bağlıdır. Bu yönden bakıldığında dildeki kelimeler; nesne, olay, duygu veya düşüncelerin simgeleri niteliğindedir.

Sözcükler, harflerin rastgele dizilmesinden ibaret unsurlar değildir. Bir sözcük duyulduğunda veya okunduğunda onun karşıladığı varlık, kavram, olay, durum vb. insanın zihninde canlanır. Bu, sözcükleri anlamlandırma sürecidir. Bu anlamlandırma aynı dili bilen ve konuşan insanlar arasında gerçekleşir. Anlamlandırma aynı zamanda iletişimi de sağlar. Aktarılan bir iletiyi karşıdaki kişi anlamlandırmıyorsa iletişim gerçekleşmez.

Dilde hemen her kelimenin bir anlamı vardır. Bazı kelimeler zamanla birden fazla anlam kazanabilir. Bu durumda kelimelerin anlamı, bağlama göre, yani kullanıldığı ortama ve cümleye göre değişkenlik gösterir. Günlük hayatta bir anlamı karşılayan bir sözcük, zaman içinde felsefe, sanat ya da bilim dalının vb. geçmişten gelen birikimlerini yüklenebilir. Böylece sözcük felsefede kavram, bilimde terim, sanatta da imge olabilir. Örneğin “hücre” kelimesi biyolojiyle ilgili bir “terim” olduğu gibi, şiirde hapishane anlamını taşıyan bir “imge” olarak kullanılabilir. Ayrıca “hücre” sözcüğü, günlük hayatta “küçük oda” anlamında da kullanılabilir.

Tüm bunlar da göstermektedir ki sözcükler bağlama göre farklı anlamlar kazanabilmektedir.

Somut ve Soyut Anlam

Beş duyudan biriyle algılayabildiğimiz varlıkları karşılayan sözcükler somut anlamlıdır. Beş duyumuzdan biriyle algılayamadığımız fakat varlığına inandığımız kavramları karşılayan sözcükler soyut anlamlıdır.

“Ağaç, uçak, silgi, kitap, hava, sıcaklık vb.”sözcükler somut anlamlıdır. Bu sözcüklerin karşıladığı varlıkları beş duyumuzdan en az biriyle algılayabiliyoruz.

“Üzüntü, sevgi, eziyet, korku, mutluluk vb.”sözcükleri beş duyumuzun hiçbiriyle algılayamıyoruz. Ancak bu kavramların var olduğuna inanıyoruz. Dolayısıyla bu sözcükler soyut anlamlıdır.

“Soğuk su içersen tabii ki hasta olursun.”cümlesinde “soğuk” ve “su” sözcükleri somut anlamlıdır. Çünkü “soğuk” dokunma duyusu ile, “su” hem görme hem dokunma duyusuyla algılanabilir.

“Öfke ile kalkan zarar ile oturur.” cümlesinde “öfke” ve “zarar” sözcükleri beş duyudan herhangi biri ile algılanamaz. Dolayısıyla bu sözcükler soyut anlamlıdır.

“Tatlı üzümleri keyifle yediler.” cümlesinde “tatlı” sözcüğü somuttur. Çünkü tatma duyusu ile algılanabilen bir özellik taşımaktadır. Yine “üzüm” sözcüğü de somuttur çünkü bu da duyu organlarıyla aklanabilmektedir. Ancak “keyif” sözcüğü soyuttur, bu sözcük duyu organlarıyla algılanamaz.

Soyutlama

Somut anlamlı bir sözcük, zaman içinde soyut bir anlam kazanabilir. Buna soyutlama adı verilir.

Somut anlamıyla “bazı maddelerin dilde bıraktığı yakıcı duyu, tatlı karşıtı” demek olan “acı” sözcüğü, “Acı haber köye kısa sürede ulaşır.” cümlesinde “üzücü” anlamına gelerek soyut bir anlam kazanmıştır. Böylece sözcük mecaz anlam yüklenmiştir.

“Yerinden bir anda fırladı, ateş fışkıran gözlerle etrafına bakmaya başlamıştı.”cümlesindeki “ateş” sözcüğü somut anlamıyla “yama cisimlerin tutuşmasıyla beliren ısı ve ışık” demektir. Ancak bu cümlede “öfke, hırs, hınç” anlamında, yani soyut anlamda kullanılmıştır.

Somutlama

Soyut anlamlı kimi kelimeler zamanla somut bir anlam kazanabilir. Buna somutlama denir.

Soyut anlamlı olan “sevgi” sözcüğü, “Sevgi, bu akşam tiyatroya gidecekmiş.” cümlesinde bir insanı karşılayacak biçimde kullanılmış ve somut hâle gelmiştir.

“İyiler, dünyada az yaşarmış.” cümlesinde de normalde soyut anlamlı olan “iyi” sözcüğü somut bir anlamı ifade etmektedir. Burada sözcük “iyi insanları” karşılamaktadır. İnsan da somut bir sözcük olduğuna göre somutlama yapılmıştır.

Somutlama, bir cümlede benzetme yoluyla da yapılabilir.

“Hayatım, bir film şeridi gibi gözümün önüne geldi.” cümlesinde soyut bir anlam taşıyan “hayat” kavramı, “film’e benzetilerek somutlama yapılmıştır.

KELİMELERİN FARKLI ANLAMLARDA KULLANIMI

1. Gerçek ve Mecaz Anlam

Bir sözcüğün söylendiğinde akla gelen ilk anlamına gerçek anlam denir. Bu, sözcüğün temel anlamıdır. Sözcüğün, gerçek anlamından tamamıyla uzaklaşarak kazandığı anlama ise mecaz anlam adı verilir.

“Esmek” sözcüğü,

“Denizden serin bir rüzgâr esiyor.”cümlesinde gerçek anlamıyla kullanılmıştır. Burada “havanın bir yönden bir yöne akması” anlamında kullanılmıştır.

“Bu yolculuk fikri nereden esti?” cümlesinde “yapılması önceden düşünülmüş olmamak, bir şeyi aniden yapmaya karar vermek” anlamında kullanılmıştır. Bu. sözcüğün gerçek anlamından uzak olan anlamıdır. Dolayısıyla “esmek” sözcüğü bu cümlede mecaz anlamıyla kullanılmıştır.

“Şehrin geniş caddelerinde bir süre yürüdük.” cümlesinde “geniş” sözcüğü gerçek anlamda kullanılmıştır. Çünkü sözcük bu cümlede “eni çok olan, enli” anlamında kullanılmıştır.

“İstanbul gibi büyük kentlerde geniş iş olanakları vardır.” cümlesinde “geniş” sözcüğü ise mecaz anlamda kullanılmıştır. Çünkü sözcük, bu cümlede “eni çok olan” anlamında kullanılmamıştır. Yeni bir anlam kazanmış, “çok” anlamında kullanılmıştır.

“Düğmeyi dikmek için beyaz, ince ip gerekiyor.” cümlesinde “ince” sözcüğü “boyut olarak benzerlerinden daha dar ve kalınlığı az olan” anlamında kullanılmıştır. Yani “kalın” sözcüğünün karşıtı anlamındadır. Bu, gerçek anlamdır.

“Doğum gününde ona çiçek alman ince bir davranıştı.” cümlesinde ise gerçek anlamından uzaklaşmıştır. Burada “zarif, kibar” anlamında kullanılmıştır. Dolayısıyla bu cümledeki “ince” sözcüğü mecaz anlamıyla kullanılmıştır.

“Katı maddeler ışığı geçirmez.” cümlesinde “katı” sözcüğü “sert, yumuşak karşıtı” anlamında kullanılmıştır. Bu, gerçek anlamdır.

“Bu katı davranışı sana yakıştıramadım.” cümlesinde ise gerçek anlamından uzaklaşmıştır. Bu cümlede sözcük “hoşgörüsüz, acımasız, merhametsiz” anlamında kullanılmıştır. Dolayısıyla bu cümledeki “katı” sözcüğü mecaz anlamıyla kullanılmıştır.

2. Yan Anlam (Yakıştırmaca Anlam)

İlk başta bir varlık ya da kavramı karşılayacak biçimde kullanılan sözcüklerin, gerçek anlamlarından uzaklaşarak kazandığı diğer anlamlara yan anlam denir.

“Kolumda dayanılmaz bir sızı vardı.” cümlesinde “kor sözcüğü, “insan vücudunda omuz başından parmak uçlarına kadar uzanan bölüm” anlamında kullanılmıştır. Bu. sözcüğün gerçek anlamıdır.

“Pencerenin kolu elimde kaldı.” cümlesinde ise “kol” sözcüğü, yan anlamıyla kullanılmıştır. Burada kol sözcüğü, insan organından hareketle, benzerlik ilişkisiyle oluşturulmuştur.

“Sandalyenin bir ayağı kırılmış.”

“Ayakkabısının burnu epey aşınmış.”

“Uçağın kuyruk kısmında arıza meydana gelmiş.” cümlelerindeki altı çizili sözcüler de yan anlamıyla kullanılmıştır.

Cümlede mecazlı anlatım değişik yollarla sağlanır. Bu yollar arasında “dolaylama, ad aktarması, istiare, kişileştirme, konuşturma, kinaye ve tariz” sayılabilir.

a. Mecaz-ı mürsel (ad aktarması): Günlük konuşmalarımızda bir varlık ya da kavramı anlatırken bazen o varlık ya da kavramı söylemez, onun bir özelliğini ya da bir parçasını söyler, böylece o varlık ya da kavramı anlatırız. İşte benzetme amacı olmaksızın bir sözcüğün yerine başka bir sözcüğün kullanılmasına ad aktarması adı verilir. Buna mecaz-ı mürsel ya da düz değişmece denir.

“Babamı cepten arar mısın?” cümlesinde “cep” sözcüğü benzetme anlamı olmaksızın “telefon” yerine kullanılmıştır. Dolayısıyla burada ad aktarması vardır. Ad aktarması değişik şekillerde karşımıza çıkar:

Bir varlığın belirgin özelliği söylenerek o varlık çağrıştırılır.

“Bursa’dan Yalova’ya giderken arabalıya biner, karşıya öyle geçeriz.” cümlesinde “arabalı” sözü ile anlatılmak istenen “arabalı vapurdur. Burada vapur söylenmemiş, onun yerine en önemli özelliği olan araba taşımaktan hareketle “arabalı” sözcüğü kullanılmıştır.

Bir varlığın bütünü söylenir, onunla o varlığın bir parçası ya da içindekiler çağrıştırılır.

“Hastaneyi ara da çocuk için randevu al.” cümlesinde “hastane” bütündür. Bu sözle hastanedeki görevli anlatılarak ad aktarması yapılmıştır.

Sanatçı söylenerek o sanatçının eserleri çağrıştırılır.

“Peyami Safa’yı okumak istiyorum bu yaz.” cümlesinde okunan yazar değil, onun eserleridir.

Yazar ismi söylenmiş ama onun eserleri anlatılmak istenmiştir.

“Ankara olaya tepki gösterdi.”

“İki tabak yedi ama yine de doymadı.”

“Salon, sanatçıları alkış yağmuruna tuttu.”

“Çevredeki meraklı gözlerden rahatsız olmuştu.” cümlelerindeki altı çizili bölümlerde de ad aktarması yapılmıştır.

b. Dolaylama: Bir varlığı ya da kavramı birden fazla sözcükle karşılamaya dolaylama denir. Bu daha çok genel kabul görmüş, toplum tarafından öyle ifade edilegelmiş varlıklar için geçerli olan bir durumdur.

“Balık” sözcüğü yerine “derya kuzusu”.
“Aslan” sözcüğü yerine “ormanlar kralı”,
“Kaleci” sözcüğü yerine “file bekçisi”,
“Kömür” sözcüğü yerine “kara elmas”

sözü birer dolaylamadır.

c. Kişileştirme (teşhis): İnsan dışındaki varlıklara, insana özgü nitelikleri vermektir.

“Ay suda bestelerken en güzel şarkıyı
Küreklerim de suya en derin şiiri yazdı”

dizelerinde kişileştirme söz konusudur. İnsana özgü nitelikler olan “şarkı bestelemek”, “ay”a; “şiir yazmak” da “kürekler” e verilmiştir.

d. İntak: İnsan dışındaki varlıkları konuşturma sanatına ise “intak” denir.

“Akıl ersin, ermesin sevdama
Senden yanayım, dedi yeşeren dal senden yana.”

dizelerinde “dal” konuşturulduğundan intak vardır.

e. İğretileme (istiare): Bir sözcüğün benzetme ilgisiyle başka bir sözcük yerine kullanılmasıdır. İstiarede aralarında benzerlik ilgisi bulunan iki varlık ya da kavramdan biri söylenerek diğeri kastedilir.

“Yuvayı yapan dişi kuştur.” atasözünde “dişi kuş” sözüyle kastedilen “kadın”dır. Kadın, dişi kuşa benzetilmiştir. Ancak benzetme unsurlarından sadece biri (dişi kuş) söylenmiştir. Dolayısıyla burada istiare vardır.

“Şakaklarıma kar mı yağdı, ne var?” cümlesinde benzetme ilgisi kurularak “ağaran (beyaz) saçlar” yerine “kar” sözcüğü kullanılmıştır. Ancak sadece kendisine benzetilen unsur olan “kar” kullanılmış ve istiare yapılmıştır.

f. Kinaye: Bir sözcüğü hem gerçek hem mecaz anlama gelecek biçimde kullanmaktır. Ne var ki kinayede genellikle mecaz anlam kastedilir.

“Atılan ok geri gelmez.” atasözünde kinaye yapılmıştır. Gerçek anlamda atılan ok geri dönmez. Buradaki mecaz anlam ise “iyi düşünmeden yapılan işlerin, söylenen sözlerin sonunun pişmanlık olduğu ‘dur ve anlatılmak istenen de budur.

“Ey benim sarı tamburam
Sen ne için inilersin
– İçim oyuk derdim büyük
Ben onun’çün inilerim”

dizelerinde “içim oyuk” sözünde kinaye vardır. Bir tür çalgı olan “tambura’ nın gerçekte içi oyuktur ancak burada kastedilen -dertli olmak”tır.

g. Tariz: Söylenmek istenen sözü düşündürücü ve imalı bir biçimde belirtmeye tariz denir.

Hediye namıyla bir şey gönderme
Âdet edip hiç misafir kondurma
Komşunun evi yanar iken söndürme
El kârıyçin bir adım da uzanma

dörtlüğünde şair söylediklerinin tam tersini kastederek tariz yapmıştır.

3. Terim Anlam

Bilim, sanat, meslek dalı ya da herhangi bir konu ile ilgili belirli bir anlamı olan sözcüklere terim anlamlı sözcükler denir.

Örneğin resimde kullanılan “palet, tuval”,
Matematikte kullanılan “karekök, altıgen, tam sayı”,
Edebiyatta kullanılan “ölçü, redif, uyak, gazel, koşma”,
Tiyatroda kullanılan “perde, oyun, dekor” gibi sözcükler terim anlamlı sözcüklerdir.

Terim anlamlı sözcükler, günlük hayatta yeni anlamlar yüklenebilir.

“Trakya ağzıyla konuşuyor.” cümlesindeki “ağız” sözcüğü dille ilgili bir terimdir.

“O günden sonra ağzını bıçak açmadı.” cümlesindeki “ağız” sözcüğü ise terim değildir.

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya girin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.