ANLATIMIN OLUŞUMU

NOT: Sizlere daha iyi ve güncel ders notu sunabilmek için kendimizi sürekli yeniliyoruz. Sizlerde son eklenen güncel ders notları ve eğitim haberlerinden anında haberdar olmak istiyorsanız sitemize Üye Olarak bildirimlerden anında haberdar olabilirsiniz.

ÜYE OLMAK İÇİN TIKLAYIN

Konuşma ve Yazma

Dinlemek ve okumak ana dilinde bir ölçüde pasif bir faaliyet; anlatmak ise aktif bir faaliyettir. İnsan, amacını söz veya yazı ile anlatmak için, zihninde düşüncelerini belirler, düzenler; kelimeler seçer, cümleler kurar, tesirli ifade yolları arar. Bir dili çok iyi öğrenmiş sayılmak için, o dille duygu ve düşüncelerini sözlü veya yazılı anlatabilmek, deyimlerini yerinde kullanabilmek gerekir. Bugünün vatandaşı için sözlü ve yazılı ifade, vazgeçilmez birer beceri olmuştur.

İfade (doğru ve güzel yazma ya da konuşma) bir kişinin yetişme seviyesini anlatır. İnsan, üzerinde konuştuğu veya yazdığı konuyu, yaşayarak, okuyarak edindiği bilgilere, kanaatlere göre düşünür, derinlere inebilir. Olayların sebeplerini bulur, sonuçlarını tasarlar. Hayat boyunca edindiği tespitlerini, hatıralarını ekleyerek, anlatımı inandırıcı kılar. Sözcük hazinesinin zengin veya yetersiz oluşu, düşüncelerinin ifadesinde yansır. Konuşmayan, iyi konuşma becerisi; yazmayan, iyi yazma becerisi kazanamaz. Anlatım becerisini, konuşarak, yazarak öğrenmek gerekir. Doğru konuşma, doğru yazma yalnız dilbilgisi kurallarını öğrenmekle kazanılamaz.

Anlatım iki türlüdür:

1-   Sözlü anlatım (Konuşma)

Konuşma, kişinin isteklerini, duygu ve düşüncelerini sözle bildirmesidir. Konuşma üç unsurdan meydana gelir:

a-   Düşünce, amaç,

b-   Bunun ifadesine yarayan araç, dil,

c-    Dilin oluşmasını sağlayan ses ve konuşma organları.

Düşüncenin doğması ve dışa yansıması bakımından konuşma kişiye özgü bir faaliyettir. Sözün hemen her zaman başkalarına yöneltilmesi bakımından ise toplumsal bir nitelik taşır. Bundan dolayı konuşmaya dördüncü bir unsur olarak dinleyici de katılabilir.

Günümüz toplumunda hayat tekdüzelikten çıkmış, çeşitlenmiştir. Kişinin günlük hayatı iş, eğlence, toplumsal ilişkilerle doludur. Bu faaliyetlerin ve ilişkilerin hepsi konuşmayı gerektirir: Günlük işlerimizi konuşarak yürütür, bilgi alış verişimizi konuşarak yaparız.

Konuşmak, başkalarına düşünce, tasarı, sıkıntı ve sevinçlerini anlatmak olarak da insan hayatında ruhî bir ihtiyaç niteliğiyle belirir.

Konuşma, eğitim-öğretimin de temel yoludur. Öğretmen-öğrenci arasında bilgi alış verişi, öğütleme, açıklama, düzeltme, değerlendirme en çok konuşma ile yapılır.

Sözlü anlatım, kişiye kazandırdığı mantıklı düşünme, doğru anlatma alışkanlıkları ile yazılı anlatımı da hazırlar.

2-   Yazılı anlatım (Yazma)

Yazma, konuşma gibi bir anlatım yoludur. Ancak ondan ayrı beceriler de gerektirir; her konuşan, söylediğini yazamaz.

Yazmanın konuşmaya göre özellikleri şunlardır:

a-   Yazı, konuşmadaki ses, vurgu, jest ve mimik imkânlarından mahrumdur.

b-   Konuşan da yazan gibi düşünür, sözüne giriş yapar, düşüncelerini sıralar, sözcüklerini seçer; ama yazıda bunlar daha çok önem kazanır, çünkü yazı kalıcıdır. Yazı, basılıp yayımlandıktan sonra özür kabul etmez. Yapılan hatalar ancak ikinci bir yazı ile düzeltilebilir.

c-    Konuşmada bazı yanlışlar, dil sürçmeleri fark edilmez, geçilir; dinleyici, konuşanın amacını kavramaya çalışmakta olduğundan, sözcüklerine ayrı ayrı dikkat harcamaz. Yazı ise okuyanın gözü önünde durmaktadır; onda yersiz bir kelime, bozuk bir cümle, hemen göze çarpar. Yazan, bu yönlere özen gösterir. Bundan dolayı yazı, konuşmaya göre daha açık, doğru ve özlü olmalıdır.

d-   Yazanın konuşana göre daha çok zamanı vardır. Yazacaklarını düşünerek toparlar, sözcüklerini iyi seçer, eksiklerini çeşitli kaynaklardan arayarak tamamlar. Böylece yazı, anında (irticalen) yapılmış bir konuşmaya göre daha güvenilir bir durumda olur.

Yazma, araştırmaya ve eksiklerini tamamlamaya, yanlışlarını düzeltmeye yöneldiği için, insanın bilgi kazanması, zihince olgunlaşması ve tutarlı düşünce alışkanlığı kazanması sonucunu da doğurur.

e-    Yazmanın konuşmadan bir farkı da, düşüncelerin kâğıda dökülmesi sırasında başlık, giriş, bölüm, paragraf gibi anlama bağlı biçim ve düzenleme bilgisini gerektirmesidir. Yazının mektup, telgraf, dilekçe, duyuru, inceleme, makale, görüşme (mülakat) gibi türleri, kendine has biçimler, düzenlemeler ister. Yazma büyük harf, noktalama yazım kuralları gibi bilgileri de gerektirir. Mektup, dilekçe gibi türlerde kullanılacak hitap, saygı ve nezaket sözleri de öğrenilmelidir.

Anlatımda Dikkat Edilecek Hususlar

Anlatım her ne şekilde olursa olsun belli kurallar dikkate alınarak oluşturulmalıdır. Kurallara riayet edilerek oluşturulmuş bir anlatım daha başarılı ve etkilidir.

Bu hususları şu başlıklarda toplayabiliriz:

Anlatı sırası: Anlatımı oluşturan öğeler belli kurallar dahilinde bir araya getirilir. Dilimizde sözcüklerin, söz öbeklerinin, cümle ve paragrafların oluşumu belli kurallara dayanır. Hiçbir dil unsuru rast gele bir araya gelmez. Kelimeler, cümleler ve paragraflar arasında hem yapı hem anlam bağı vardır.

Anlamsal birlik: Anlatımı oluşturan ögeler arasında anlam bağı bulunmak zorundadır. Herhangi bir unsurun aykırılığı anlam kargaşasına yol açacaktır. Anlatımdaki tüm unsurlar tema ve konu ile bağlantılı olmalıdır.

Anlatımda duruluk ve akıcılık: Anlatım hiçbir engele uğramamalı ifadeyi ve anlatımı zora sokacak dil bozukluklarına, mantık hatalarına, tutarsızlığa yer verilmemelidir. Gereksiz ifadeler tema ve konu ile verilmek istenen iletinin anlaşılmasını zorlaştıracaktır.

Anlatımda içtenlik: Anlatım ile ortaya konan bilgi, haber, duygu anlatı sahibi tarafından kanıksanmalıdır. Anlatımda inandırıcılık ve samimiyet anlatımın etki gücünü arttıracaktır.

Yazım ve İmla: Anlatımın belli dil kurallarına uygun olması beklenir. Dil kurallarına uygunluk anlatımın anlaşılırlığını artıracaktır.

Anlatımda özgünlük: Anlatımın yeni daha önce değinilmeyen bir konudan bahsetmesi; yeni bir anlatım şekli ile sunulması anlatımın başarısını arttıracaktır.

ANLATIMI OLUŞTURAN ÖGELER

Bir metin sadece dilbilgisi kurallarına göre düzenlenmez. Dil öğelerinin ifade ettikleri husus ve durumlar arasında anlam bağıntıları vardır.

Bağdaşıklık: Dil öğelerinin ifade ettikleri husus ve durumlar arasındaki anlam bağıntılarına bağdaşıklık denir. “Yollara daha mahzun bir ıssızlık çöküyordu.” cümlesinde kelimeler anlam olarak birbirini tamamlamıştır.

Bağlaşıklık: Dil öğelerinin dilbilgisi kurallarına uygun bir şekilde yan yana getirilmesine bağlaşıklık denir.

Bağdaştırma: Kelimelerin yeni bir anlam ifade etmek için yan yana gelerek oluşturduğu söz gruplarına bağdaştırma denir. Örnek: Çalı demetleri, ses çıkaran kağnılar.

Bağdaştırmalar dilde yaygın olarak kullanılan ifadelerle oluşturulabildiği gibi birbiriyle uyuşmayan kelimelerden de oluşturulabilir.

Alışılmış Bağdaştırma: Dilde yaygın olarak kullanılan ifadelerle oluşturulan bağdaştırmalardır. Kelimeler ilk anlamlarıyla kullanılırlar. Taş duvar, renkli cam vb.

Alışılmamış Bağdaştırma: Birbiriyle uyuşmayan ifadelerden oluşturulan bağdaştırmadır. Kelimeler yan ve mecaz anlamlarıyla kullanılır, imgesel, sanatlı bir anlatım vardır. Dilsiz hayaller, taş kalp, renkli bir anlatım vb.

Bağlam: Kelime, kelime grubu ya da cümlelerin metinde bulunduğu yere bağlı olarak farklı anlamlar kazanmasına bağlam denir. Örnek: Güneşli soğuk bir gündü. Birbirlerini soğuk bir tavırla selamladılar.”cümlelerinde “soğuk” kelimesi kullanıldığı yere göre farklı anlamlar kazanmıştır.

Hâlin gereği: Bir cümle veya metinde sözün bağlama uygun bir şekilde kullanılmasıdır.

Güzel bir ev alana “Güle güle oturun.” demek hâlin gereğidir.

Bağlaşıklığa uyulmamasından kaynaklanan anlatım bozuklukları, dilbilgisiyle alakalı kurallara uyulmamasından kaynaklanan anlatım bozukluklarıdır: Yanlış ek kullanılması, gerekli ekin kullanılmaması, özne, nesne, dolaylı tümleç, zarf tümleci, yüklem, tamlayan, tamlanan eksikliği vb.

Anlamsal Anlatım Bozuklukları

Anlamsal bozukluklar, bağdaşıklık ilkesine uymamaktan kaynaklanan bozukluklardır.

“Kitapları raflara gelişigüzel, özensizce sıralamışlar.” cümlesinde de gereksiz sözcük kullanılması, anlatım bozukluğuna yol açmıştır.

“Annemin dokuduğu patiği çok beğendim.” cümlesinde sözcüğün yanlış anlamda kullanılmasından kaynaklanan bir anlatım bozukluğu vardır. Çünkü “dokuduğu” sözcüğü yanlış anlamda kullanılmıştır. Bu sözcük “halı, kilim” gibi sözcüklerle birlikte kullanılır. Söz konusu “patik” olduğuna göre bu cümlede “örmek” sözcüğünün kullanılması gerekirdi.

“Bir haftalık turistik yerlere gezi düzenleyeceklermiş.” cümlesinde sözcüğün yanlış yerde kullanılmasından kaynaklanan bir anlatım bozukluğu vardır. “Bir haftalık” sözü yanlış yerde kullanıldığından cümlede “turistik yerlerin bir haftalık olduğu” anlamı vardır. Oysa kastedilen anlam, bu değil, “gezinin bir haftalık olduğu”dur. Bu yüzden “Bir haftalık” sözü, “gezi” sözcüğünden önce kullanılmalıdır.

“Bu akşam eve kesinlikle geç gelebiliriz.” cümlesinde anlamca çelişen sözcüklerin bir arada kullanılmasından kaynaklanan bir anlatım bozukluğu vardır. Bu cümlede “kesinlikle” sözcüğü ile “gelebiliriz” yüklemi anlamca çelişmektedir. Çünkü bu sözcüklerden “kesinlikle” sözcüğü kesinlik bildirirken “gelebiliriz” yüklemi ihtimal anlamı taşımaktadır. Dolayısıyla bu iki sözcüğün aynı cümlede kullanılması anlatım bozukluğuna neden olmuştur.

“Dikkat et yoksa ayağınız kırılabilir hatta burkulabilir.” cümlesinde mantık hatasından kaynaklanan bir anlatım bozukluğu vardır. Cümlede “hatta” sözcüğü derecelendirme bildiren durumları aktarırken kullanılır. Bu cümleden “kırılmanın” daha ileri durumunun “burkulma” olduğu anlaşılmaktadır. Oysaki “kırılma”, “burkulmadan daha önemli, daha tehlikeli bir durumdur. O hâlde bu iki sözün yerini değiştirmek gerekir. Buna göre cümleyi, “Dikkat et yoksa ayağın burkulabilir hatta kırılabilir.” şeklinde söylemeliyiz.

“Defterini kimse görmemiş.” cümlesinde anlam belirsizliğinden kaynaklanan bir anlatım bozukluğu vardır. Cümlede “Defterini” sözcüğünün aldığı ekler, ona hem II. tekil, hem III. tekil kişiye ait olma anlamı katmaktadır. Yani sözcükte hem “senin defterini” hem “onun defterini” anlamı vardır. Kişi yönünden bu belirsizliği ortadan kaldırmak için cümlenin başına “senin” veya “onun” zamirini getirmek gerekir.

Yapısal Anlatım Bozuklukları

Yapısal bozukluklar, bağlaşıklık ilkesine uymamaktan kaynaklanan bozukluklardır.

“Ressam, doğaya farklı bir gözle bakıp tablosuna aktarır.” cümlesinde nesne eksikliğinden kaynaklanan anlatım bozukluğu vardır. Bu cümlede “doğaya” dolaylı tümleci, “bakmak” ve ‘aktarmak” fiilleri için ortak düşünülmüş. Bu yüzden cümlede “doğaya … bakıp, doğaya tablosuna aktarır” anlamı vardır, “doğaya tablosuna aktarır” bölümünde “doğaya” dolaylı tümleciyle “aktarır” yüklemi uyuşmamaktadır, “aktarır” fiili nesne istemektedir. O hâlde “tablosuna” sözcüğünden önce “doğayı” veya “onu” nesnesini getirmek gerekir.

“Bu insanları küçümseyeceğinize yardım edin.” cümlesinde dolaylı tümleç eksikliğinden kaynaklanan bir anlatım bozukluğu vardır. Cümlede “küçümsemek” ve “yardım etmek” fiilleri vardır. “Bu insanları” nesnesi iki fiil için de ortak kullanılmıştır. Ancak “Bu insanları… yardım edin” denmez, “yardım etmek” fiili dolaylı tümleç istemektedir. Dolayısıyla “yardım edin” yükleminden önce “onlara” dolaylı tümleci getirilmelidir.

“Sararan yapraklar, dallardan usulca düşüyorlar.” “Koyunlar, gölden su içiyorlar.” cümlelerinde de özne-yüklem uyuşmazlığı vardır. Çünkü insan dışındaki varlıkların çoğulları özne olduğunda yüklem tekil olmalıdır.

“O gün sınıfta bir ben bir de arkadaşım Ali vardı.” cümlesinde özne-yüklem uyumsuzluğundan doğan anlatım bozukluğu vardır. Cümlenin öznesi “ben ve arkadaşım Ali” kişileridir. Yüklem ise üçüncü tekil kişiye göre çekimlenmiştir. Bu durumda “arkadaşım Ali vardı” doğru ama “ben vardı” yanlıştır. Yüklem “bir ben bir de arkadaşım Ali” kişilerini kapsayacak biçimde, yani birinci çoğul kişiye göre (vardık) çekimlenmelidir.

“Bu tabloları kimse beğenmedi, kıyasıya eleştirdi.” cümlesinde özne-yüklem uyumsuzluğu vardır, “kimse” öznesi, olumsuz cümlelerde kullanılır ki cümlenin ilk yüklemi olumsuzdur. Yani “Kimse … beğenmedi” ifadesi doğrudur. Ancak özne, ikinci cümlenin yüklemi ile uyumlu değildir, “kimse… eleştiriyor” ifadesinde bozukluk vardır. İkinci cümlenin yüklemi olumlu olduğuna göre öznenin de buna uygun olması gerekir. Bu durumda ikinci cümleye “herkes” öznesini getirmek gerekir.

“Sağlık ve ekonomik alanda çalışmalar yapılıyor.” cümlesinde tamlama yanlışlığı vardır. Çünkü cümlede “sağlık” sözcüğü isim. “ekonomik” sözcüğü sıfattır, “ekonomik alanda” denebilir ancak “sağlık alanda” denemez. Bunun yerine “sağlık alanında” denebilir.

“Bu ilaç, gribin kısa sürede iyileşeceğini sağlıyor.” cümlesinde ek yanlışlığından kaynaklanan bir anlatım bozukluğu vardır. Cümlede “iyileşeceğini” sözcüğünde “-ecek” sıfat-fiil eki yerine, “-me” isim-fiil eki kullanılmalıdır. Yani sözcük “iyileşmesini” olmalıdır.

“Yazılarını sanat dergilerine göndermeyi ne geçmişte ne günümüzde düşünüyorum.” cümlesinde yüklem eksikliğinden kaynaklanan bir anlatım bozukluğu vardır, “günümüzde düşünüyorum” ifadesinde bir bozukluk yoktur ancak “geçmişte düşünüyorum” denmez. Demek ki “geçmişte” sözcüğünden sonra “düşünmedim” yüklemini getirmek gerekir.

“Düşünceleri mantıklı ama uygulanabilir değildi.” cümlesinde ek fiil eksikliğinden kaynaklanan bir anlatım bozukluğu vardır. Cümlede “düşüncelerin mantıklı olduğu” anlatılmak istenmiştir. Buna göre cümledeki anlatım bozukluğunu gidermek için “mantıklı” sözcüğüne ek eylem getirmek gerekir.

“Ne kadar dilekçe yazıldıysa da, her nereye başvurulduysa da bir sonuca ulaşamadı.” cümlesinde çat uyuşmazlığından kaynaklanan bir anlatım bozukluğu vardır. Cümlede “yazıldıysa, başvurulduysa” fiilleri edilgen çatılıdır, “ulaşamadı” fiili ise etken çatılıdır. İki edilgen, bir etken fiil olduğuna göre, azı çoğa dönüştürmek gerekir. Yani etken fiil, edilgen yapılmalıdır.

ÖZET

Metni eğer bir duvara benzetirsek duvardaki taşların yerini paragraflar tutar. Harç yerine ise tema ve işlenen konuyu düşünebiliriz. Eğer anlatımın oluşumunda olaya paragraf olarak bakarsak sözcük, sözcük grupları ve işlenen konu bir bütündür. Kelimeler tek başına kullanıldıklarında bir anlam ifade etmezler. Kelimelere dil bilgisi kurallarına uygun olarak çeşitli ekler getirilir ve böylece anlamlı bir cümle oluşur. Cümlelerde bir araya geldiklerinde anlamlı bir bütünlük sağlayarak paragrafı oluşturur. Bir metinde dil öğelerinin dil bilgisi kurallarına uyularak yanyana getirilmesine bağlaşıklık ya da dil bilgisi bağıntısı denir.

Ya biz yolumuz – un son-u-n-a var madan gece olursa. Yukarıdaki cümleye bakıldığında cümle oluşturulurken sadece dil bilgisi kurallarına değil aynı zamanda anlam bağlantılarına da dikkat edilmiştir. Bu anlam bağlantılarına da “bağdaşıklık” denir.

Paragraf oluştururken cümleler arasında bir anlam bütünlüğü oluşmalıdır. Anlam bakımından bütünlük sağlanmadığında paragraf oluşmaz. Cümleler arasında da anlam bakımından bir bütünlük olmalıdır. Cümle oluşurken de kelimeler arasında anlam bakımından bağdaşıklık olması gerekir. Nitekim paragrafta namla sorularına bakıldığında anlatımın akışını bozan ifade hangisidir şeklinde sık sık sorularla karşılaşabilmekteyiz. Konu ve tema bütünlüğüne dikkat edilmelidir.

Bağdaştırma: “Tamlama, deyim gibi söz varlığı içindeki öğeleri ve tümce ya da sözceleri anlamlı, kabul edilebilir birimler halinde bir araya getirmeye bağdaştırma denir”. Körpe salatalık , çıkmaz sokak, ilk göz ağrısı gibi örnekler verilebilir.

Alışılmamış Bağdaştırma: “Anlam belirleyicileri, anlam ayırıcıları arasında uyum bulunmayan birleştirmelerdir. körpe merdiven, dilsiz hayaller, korkunç kıyafet vb. dilsiz insan alışılmış bağdaştırma iken dilsiz hayaller alışılmamış bağdaştırmadır.

Bağdaştırma yapılarak metinlerde kullanılan kelimeler bir araya gelerek yeni anlamlar oluşturur. Bu sayede aynı durum yada olayı farklı sözcüklerle ifade edebilme olanağı elde ederiz. Bağlam: Kelimelerin veya kelime gruplarının veya cümlelerin metinlerde bulunduğu yere bağlı olarak farklı anlamlar kazanmasına bağlam denir.

Bu elimdeki çanta çok ağır. Onun hocadan duyduğu laflar çok ağır laflardı.

Metinlerde bağlaşıklığa ve bağdaşıklığa uyulmaması anlatım bozukluğuna neden olur. Bağdaşıklıkta hata yapılırsa kelimeler yanlış anlamda kullanılır.

Çam fidanlarını yamaca özenle ektiler. Cümle incelendiğinde (ek-) eylemi uygun olmayan bir şekilde kullanılmış ve bağdaşmamıştır. Bu durumla bağdaşan ifade (dik-) eylemi olması gerekirdi.

Bağlaşıklıkta daha çok kelimenin eksik kullanımı bağlaşmayı bozar. Listede benim ve senin adın yokmuş. Cümlesine bakıldığında bağlaşmayı bozan durum benim kelimesinden sonra adım (benim adım ve senin adın) kelimesi olmalıydı.

1 Yorum

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya girin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.